29 Aralık 2013 Pazar

Benim de 2013 favorilerim var ya!

Nbr?
Gene sık sık yazı yazdığım bir döneme mi girdik nedir.
"Bu sene kesinlikle çok yazıcam"lı bir söz vermiyorum 2014 için. 5 senedir o sözü sürekli veriyorum, söz verdiğimle kalıyorum. Üzülüyorum.
Uzatmayacağım.
Makyaj bloglarını ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun.
2012 ve 2013 -ama özellikle 2013- makyaj konusunda zıvanadan çıktığım,abarttığım, çok çok alıp çok çok hüsrana uğradığım ama yılın son aylarına doğru bana uygun doğru ürünleri bulduğum bi yıl oldu.
Özellikle 2013de cilt tipi benzerliği, dürüst ürün tanıtımı ve benimle aynı zevklerde renk tonları kullanan makyaj bloggerı arkadaşları bulunca bana uymayan sadece takip etmek için takip ettiğim blogları eledim. Az değil ama öz olanlar kaldı anlayacağın.
Eee o kadar blogu da takip edip son günlerdeki "2013 favoriler"ini görünce de dedim ki "ben neden yazmıyorum lan?"
Bunu dememle gerçekten ayıldığım bayıldığım ürünleri fotoğraflamam 15dakikamı falan aldı sanırım.

Ben bunlara bayıldım ki!



The Balm Nude Tude palet, indirim zamanına denk gelince alınıp sonrasında ayılıp bayılıp kullanılan bir palet oldu. Her gün far sürmesem de far sürmek istediğimde elimin gittiği palet oldu. Gölgeli ya da renk geçişli makyajlara yeni başlayan ya da iddialı renkler istemeyenler, çok para veremem abi diyenler için bence ideal bir palet. (Aklımda Urban Decay Naked'ler var. Onlar da benim olsunlar başka da bir şey istemem!)
Bu palet dışında Essence'in tekli farlarından 35numarayı çok kullandım. İnanılmaz güzel bir bronz. Elimden düşürüp kırınca da gidip aynısından tekrar aldım ama yeni aldığım eskisine göre daha altın tabanlı olduğunu gördüm. İyi ki kırıldı diye atmamışım diye kendimi teselli ediyorum.
Maybelline color tattooları bilmeyen yok. On and On Bronze rengi Essence 35 numaraya yakın. Gene de aldım. Bayıla bayıla kullanıyorum. Krem farım yok demem! :D
Avon supershock jel kalemlerinden blackberry ve golden fawn iyi ki almışım yedeklemişim dediğim kalemler. Genelde kataloglarda olmuyor. İndirim kataloglarında denk geliyor. Blackberry siyaha yakın kahvemsi içinde çok hafif mor ışıltılar bulunduran -belli olmuyor- tanımlayamadığım değişik bir kahve.
Golden fawn ise şahane bir şampanya.
Rimmel Scandaleyes kalem şahane bir aydınlık veren baz olarak da kullandığım tombik bir kalem.
Essence I love Extreme rimel, benim gibi rimele çok para vermeyi sevmeyenlerin koşarak denemesi gerektiğini düşündüğüm, 2.katta takma kirpik etkisi veren (en azından benim kirpiklerimde cidden öyle! ) bir rimel.
The Balm Put a Lid On It far bazı, bana uygun fiyatlı far bazı arayışımı bıraktıran far bazı oldu.
Golden Rose dipliner  bana düzgün liner sürmeyi öğreten sanırım 5 paket rahatlıkla bitirdiğim ürün.
Maybelline jel eyeliner  ise "hiç jel eyelinerım yok kesin almalıyım." diyip aldığım ama benim gibi diplinerın parlaklılığını seven birisi için ara ara çekmeceden çıkan bir güzel ürün. 


Bu sene kendimi fondöten kullanırken buldum. 2 sene önce The Body Shop'tan oil free fondöteni alıp renginden ötürü bir kenara atıp "aman abi benim cilt sorunlu ne gerek var maceraya." diyip uzun süre fondötenlerden uzak kalıp sonrasında Maybelline'in Affinitone'larından bana en uygun rengi alıp bayıla bayıla kullandım. Ama baktım o da bir saatten sonra cildimde hem ağırlaşıyor hem de rengi dönüyor. Olacak gibi değil derken Garnier'in yağlı / karma ciltler için bb kremiyle tanıştım. Aşk yaşadık uzunca bir süre. Cildim minik minik sivilceler yapsa da ben ona suç bulamadım.(SPF -güne koruma faktörü- bana hiç iyi gelen bir şey değil ama ben kendimi kandırdım durdum.) Amaaa! Macten  studio fix fluid alıp hüsrana uğrayınca dedim tamam Sed, bir daha içinde SPF olan hiçbir şeye elini sürmüyorsun. (Garnier bb kremi artık kullanmıyorum ama göstermezsem de olmazdı. Ara ara kullanıp bitirip ya da bitmeye yakın atmayı düşünüyorum.)
Boyner'de geçtiğimiz ay Clinique ürünlerinde indirim varken Anti Blemish serisinin fondötenine şans verdim. İyi ki de almışım! Zaten çok iyi yorumlar okumuştum.Orta kapatıcılıkta, yüzünde olduğunu bile unutturan, kokusuz, sivilce yapmayan, doğal duran fondöten budur arkadaşlar. Alın, ben kefilim! Daha da fondöten arayışına geçeceğimi sanmıyorum. :)
Sigma F80 hakkında söyleyebileceğim tek şey ise, AŞK <3 ahaha="">


Rimmel London Kate Moss serisinin kırmızı kaplı olanlarından 107 mat kırmızı ve 104 numaralı doğal tonları rujları sene başından beri soğuk günlerde elimden düşmüyor.
Maybelline 162 Feel Pink ise birtanecik Görkem'de görünce bayıldım koşarak aldım ve bu yazı resmen onunla geçirdim.

Bu arkadaşların önünde saygıyla eğilmek istiyorum öncelikle.
Aslında elimdeki Clinique ürünleriyle ilgili ayrı ayrı bir post yapsam olur! 
Clinique hakkında senelerdir övgüler duyup inat edip almamalarım ayrı bir saçmalıktı. Bu yaz göçebe hayatı yaşadığım için Anti Blemish serisine şans verdim.Minik oldukları için çantaya atar giderim dedim. Minik boylarından oluşan set hem avantajlı hem de bereketli.Bittiklerinde koştum gene aldım. Köpük temizleyici için pek bir şey söyleyemiyorum nötrüm ona karşı ama tonik ve nemlendirici benim için 1 numaralar! Bittikçe alınacaklar listemin ilk sıralarındalar. Düzenli kullanımda inanılmaz güzel etki ettiler. Karma ve sivilceye meyilli hassas bir cildiniz varsa bu arkadaşlara da kefilim, alın! :)
Boyner anti blemish fondöteni alırken 2.üründe %50 indirim olduğu için tekrardan bu minik seti aldım.
Alışveriş esnasında satış danışmanı arkadaş 3 minik boy Pore Refining gözenek küçültücü serum attı çantama."Cilt bakımı rutininize, özellikle makyajdan önce bu ürünü kullanmaya özen gösterin, bana hak vereceksiniz." demişti. Haklıymış! Aşk yaşadığım bir ürün de bu. Elimdekiler bitince kesinlikle tam boyunu alacağım. Fondötenimden önce burnuma sürüyorum ve şalala! Şahane görünüm! :)
Sebamed'in sivilce düzgünleştiricisi zımbırtısı ise çok koyu renkli diyip kenara atmıştım. Ama minicik sürüp parmakla dağıtınca çok şahane bir ürün olduğunu gördüm. :)
Neutrogena tek adımda makyaj temizleyici ise "neden bu kadar az ml'sin" dedirtiyor. Gerçekten 2 pompa ürünle tüm makyajımı temizliyorum. Göz makyajımda dahil! Çooooook ağır bir makyaj yaptığımda 1 pompa daha elime sıkıp tekrar yüzümden geçebiliyorum bazen ama ben çok seviyorum bu ürünü 4. ya da 5.şişemdeyim.


Escada Cherry in the air koşarak gidip aldığım, bana meyve kokularını sevdiren parfümüm. Gucci Flora ise hayatımın aşkı olan sıkmalara kıyamadığım parfüm. Hafızım hediyesi olması da ayrı bir özellik katıyor.

Tırnak bakımına gelince ben Kalyon markasının ürünlerini tek geçiyorum.
Gün aşırı oje değiştiren birisi olarak ojelerimin altına mutlaka baz bir oje sürüyorum. Kışın elim hep koyu renklere gidiyor. 
Tırnak eti yağı ve oje kurutusu spreyi ise bittikçe alınacak ürünlerimden.
Flormarın ekstra parlaklık veren ojesi benim için yeterli bir top coat olduğundan daha pahalı ürünleri almaya elim pek gitmiyor açıkçası. Zaten dediğim gibi gün aşırı oje değiştirdiğim için ojelerimde bir bozulma olmuyor ama bazen bazı günlerde ve durumlar ojelerime ekstra dikkat ettiğimde kesinlikle bir kat sürüyorum.

Benim 2013de en çok elimin gittiği ürünlerim bunlar.
Biraz uzatmış, seni biraz sıkmış, gereksiz ayrıntılarla seni boğmuş olabilirim ama bir makyaj blogu değilim ve saçmalamayı seviyorum biliyorsun ki.
Kullandıklarım arasında seninde kullandığın ve sevdiğin ya da "Sed x'i seviyorsan y'yi de seversin kesin dene!" dediğin varsa bana yaz lütfen.
Öpüyorum.
Şimdiden iyi haftalar!

28 Aralık 2013 Cumartesi

İzledim, yazdım vol.2 (tiyatro): Hakiki Gala

Nbr?

İzlediğim oyunlardan bahsetmeye devam edeyim diyorum.
2014 yılında gitmek isteyebileceğin oyunlar konusunda fikir vermiş olurum belki.


Ekim ayında Kumbaracı50'de izlediğim Hakiki Gala'dan bahsetmek isterim sana.
Kumbaracı50'de ilk izlediğim oyun olur ayrıca kendisi.



Tiyato Totem'in Hakiki Gala'sı 1 saat 10 dakika süren, Müesser Hanım (Ayşe Selen) ve Lütfi Beyin (Şehsuvar Aktaş) gazetelerin 3.sayfalarından alınmış bir komedi.  Gazetelerin 3.sayfaları ve televizyonlardaki hem en çok eleştiriyi hem de en çok reytingi alan programlarının harmanlamasıyla oluştururmuş güldüren ve aynı zamanda oyuncuların mükemmel performanslarıyla hayran bırakan bir oyun.


Oyun yanılmıyorsam birçok yerde sahneleniyor. Takip etmende fayda var. Ben Kumbaracı50'de keyifle izledim.
Kesinlikle tavsiye ettiğim bir oyun!
Git izle pişman olursan gel kız bana.
:)

23 Aralık 2013 Pazartesi

İzledim, yazdım vol.1 (tiyatro): Buluşma Yeri

Nbr?
Başkası olsa 500 kere yazar, hatta gittiği oyunları aylık olarak yazardı.
Ama ben söz konusu sana yazmak olunca iflah olmaz bir tembel olunca tabii ki gecikti.
Neyse.
Ekim ayında kendi rekorumu kırmış ve 5 oyuna birden gitmiş birisi olarak sana gittiğim oyunlarla ilgili yazı yazmazsam içimde kalır. Geçtiğimiz sezonlarda bu kadar oyuna gitmiyordum, gidemiyordum. Ve sadece İBB ve DT oyunlarına gidiyordum. Bu sene özel tiyatrolara da merak sardım ve çok iyi yaptım.
Sevdicek, ben ve bir çift arkadaşım olarak oluştuğumuz grubumuz iyi / kötü demeden vakit ve nakitimizi ayarladığımızı her oyuna gitmeye çalışıyoruz. "Etkinlik arkadaşlığı" biraz da bu galiba.

Uzatmayayım ekim ayında ilk gittiğim oyun olan, Buluşma Yeri'nden bahsetmek istiyorum sana.


Oyundaki şehrin insanları, öldükten sonra gittikleri "Buluşma Yeri"'nde, hayattaki yakınlarının küçük hesapların peşinden koştuklarını görürler. Yaşarken gerçekleştiremedikleri hayallerini, burada gerçekleştirmeye çalışırlar. Gerçeği ve hayatı anlamak için ölmek mi gerekir sorusunu sorduran bu oyun, Buluşma Yeri' ndekiler tarafından cevaplanır: "Burada her şeyi anladık, her şeyi ama çok geç..."

İBB Şehir tiyatrolarında açıklaması aynen bu şekilde olan oyunun.
Öncelikle söyleyebileceğim büyük bi beklentiyle gitmezseniz seversiniz. Biraz fazla uzun geldi bana. Bir de Muhsin Ertuğrul Sahnesi gibi küçük bir sahnede sanki sesle ilgili bir sorun vardı. He ben sevmedim mi? Asla öyle bir şey yok. Bir itiraf çok çok çok kötü olmadığı sürece hiçbir oyuna kötü diyemem. Tiyatroya saygım sonsuz çünkü.

Bu sezon izlenebilecek oyunlardan. Denk gelirseniz izleyin derim.

"İnsanlık tarihi savaşların tarihidir. Arada bir yeni silahların icat edilmesi ve eski silahların temizlenmesi için ara verilir. "

Ps.Yazıyı yazıp 10 gün sonra yayınlamamış olmam da ayrı bir saçmalık.

17 Kasım 2013 Pazar

Abant

Nbr?

Uzun uzadıya şuraya gittim, şurada kaldım şunu yedim içtim muhabbeti yapacak değilim.
Sevmem.
Abant'ta gittim, tek gece kaldım,çok çok yedim, çok üşüdüm bir sürü fotoğraf çektim onyüzbinmilyon fotoğrafım çekildi. -sevdicek abarttıkça abartmış. :) -
Bunlar da burada dursun dedim.

Öperim.

love.

panda bulduk!

4 Kasım 2013 Pazartesi

Sevgili günlük vol.22

Nbr?
Kocaman eylül geçmiş, ekimi yemişiz, kasımın desen 4.gününün son demlerindeyiz.
Blog blog dolaşıp kim neler yazmış diye okurken bitanecik Grace son yazısının altında şunu paylaşmış. Dinlerken sana neden yazmadığımı, yazamadığımı düşündüm. Bulamadım. Anlatacak bu kadar çok şeyim olup da sana gelince susmalarımı çözemiyorum. Oysa ki o kadar da geveze bir insanken.

Oysa ki ben istiyorum ki ekim ayında gittiğim 5 oyunu, cumartesi günü en sevdiğim insanın nişanını, dün izlediğim 2 filmi, Sarıyer'de yediğim en güzel pideyi, Abant planımı, hafızın Belgrad'a gidecek olmasını anlatayım. I ıh olmuyor. Benimkisi tembellik. Benimkisi nereden lafa başlayacağını bilememek.

Aslında cidden anlatacak çok şey var.
Bak mesela bugün müdürüme gidip "ben artık gitsem mi?" dedim. Öyle saçma sapan bir zaman öyle olmaması gereken bir zamanda -ve evet paraya ihtiyacım olduğunu halde.- gitmeyi düşünebildim. Hem de bir planım bile yokken. Öyle de emindim ki "peki git." demesinden. Yok ama öyle olmadı. Bana öyle güzel anlattı ki gidemeyeceğimi. Kalakaldım. Sonra bir kez daha anladım ki beni rahatsız eden insanları varlığımla rahatsız edip onların ekmeğine yağ sürmemem gerekiyormuş.

Gittim ben. Gelirim gene.
İyi davran kendine.

1 Eylül 2013 Pazar

Özet geç! vol.4

Yeni kayıt oluştur'a tıklayıp dakikalarca ekrana bakıp kapatılan ya da yazıp yazıp "eh olmadı ya" denilen denemelerden sonra bakalım şeytanın bacağı ne zaman kırılacak da sana ulaşacak bu yazı.


Nbr?
Haziranın sonunda beri sana yazamayışlarımın çok da haklı bir sebebi yok aslında.
İşten güçten fırsat bulamadım ya diye ağlanmak da olmaz bu saatten sonra.
Ha ama ne yalan söyleyeyim hem anlatacak çok şeyi olup da hem de neyi anlatacağını bilememek çok kötü. O yüzden dedim ki bebeğim en iyisi saçmalamayayım hala daha aklıma gelince çılgınlar gibi üzüldüğüm, hayatımdaki en güzel tatilim dediğim Antalya tatilime  ait fotoğraflarımın bi kısmını sana göstereyim dedim.



:)

En sondaki bardak ?!

Kumdan hep kaleler yapılmazmış.

Antalya, Karaöz.

Selam!

:(((((((((((((


Bu odada uyanmayı özledim.



paradise.


Eylül ayı bize iyi geçsin.
Buna ihtiyacım var.
Öptüm.

30 Haziran 2013 Pazar

"Şimdi Samsun'da olmak vardı." diye iç geçirdiğim gecenin şu saatinde haziran ayının nasıl bu kadar hızlı geçip gittiğini anlamayanlardanım. İlk defa bir ay bu kadar çabuk geçti. Haziran sanırım ilk defa bu kadar uğursuzdu.
Sana anlatacak tabii ki çok şey var ama şu uğursuz ay tamamen bitsin istiyorum. Sonrasında gelir her zamanki gibi saçmalarım. Ben gelene kadar sen kendine iyi bak.


ps. 27! (:

3 Haziran 2013 Pazartesi

#occupygezi



Selam.
Durumları biliyorsun. Uzun uzun yazmak istemiyorum. 
Belki birazcık kafamı toparlayınca gelir başını şişiririm. 
4 gündür olanların en az sen de farkındasındır. Daha güzel şeylerin olması dileklerimle.
Bir şeyler düzelene kadar bu blogta direniş var.


11 Mayıs 2013 Cumartesi

Özet geç! vol.3

Sanırım ilk defa bu kadar bol fotoğraflı bir yazı yazacağım.


Nbr?
Rüzgar gibi geçen bir nisan ve hemen hemen ortalarına gelmiş olduğumuz bir mayıstan merhaba sana! Televizyonda kimsenin izlemediği pazar programı sunucu gibi bir giriş yapmış oldum ama durum aynen benim içim böyle.
Nisan ortasındaki ani iş değişikliği ile girdiğim adaptasyon ve oryantasyon sonucu nisanın nasıl geçtiği anlamadım.
Mayıs desen İşçi Bayramı ve iş yoğunluğundan ötürü su gibi geçen saatlerin hemen ardından liseden en yakın arkadaşımın kına ve düğün telaşesi arasında koşuşturması sayesinde ayın 11ini de yarıladık.
Olsun lan. Bence süper.
Ayın 17sine, hafızın dönüşüne öyle az kaldı ki heyecandan ayaklarım yere basmıyormuş gibi hissediyorum.
Bak mesela söz konusu onun dönüşü olunca yine kitlendim! YAZAMIYORUM!

Neyse.
Olanları kısa kısa özet geçeyim, günlüğüme not düşeyim.

-----

İneğim, bebeğim Seval'im evlendi!

Seval benim liseden en yakın arkadaşlarımdan. En inek oydu. :) Lise bitti o İstanbul'da okudu ben Tekirdağ'a gittim biz kopmadık. En sevdiğim şeylerden biri -bize daha yakın oturmaya başladıkları andan beri- Sevallere gidip Seval, ablası, kardeşi ve annesiyle birlikte saatlerce oturup geyik yapmak. 3 kardeş ve 1 anne anca bu kadar komik bu kadar hoş sohbet olabilir.
Geçen sene başı gibi Seval "ben evleniyorum!!!." diye mesaj attığında çok da iplememiştim. kdgndkjgndk
Hatun meğerse ciddiymiş!
Kız isteme, söz, nişan, gelin hamamı, kınası, düğünü derken her şey ama her şeyde ben vardım!
Gelinin en yakın kız arkadaşı makamını ilk defa doldurdum!
Her etkinlikte "panpa yol yakından vazgeçebilirsin masrafları dert etme." dedim, dinletemedim!
lgfdnlkngdkfgnd
Şaka bir yana bir yastıkta kocasınlar hep mutlu olsunlar inşallah.

Kınaya katılan kızlara dağıtılan sevimli ayna! :)

Kınada gelen misafirlere klasik kuru yemiş kesesi ve kına vermek adettendir ama bir de gelen kızlara güzelliklerini her zaman görmeleri ve beni hatırlamaları için ayna vermeyi düşünüyorum diyordu dediğini de yaptı. Çok sevimli di mi ? :)


-----

Çekilişlere katıldım gene kazandım! :)

Blogunu severek takip ettiğim ve beğendiği bir çok ürünü ihtiyacım varsa gözüm kapalı gidip aldığım bloggerlardan  makyajblogum sitesinin sahibesi Ayşegül Kozmoda'yla birlikte bir çekiliş yapmıştı ve şanslı kişi ben olmuştum. Kendilerine bir kez daha buradan teşekkür ediyorum!
Ayşegül ürünler elime ulaşana kadar benimle sürekli ilgilenmişti.
Kozmoda'da ürünleri o kadar güzel paketleyip göndermişler ki ne kadar teşekkür etsem az.
Genelde bu tarz sponsorlu çekilişlerde -arkadaşların paylaştığı fotoğraflardan görüyorum- gayet korumasız bir şekilde ürünleri kutuya koyup gönderiyorlar. Ama kozmoda sağ olsun hiç öyle yapmamış.
Bu tutumlarından ötürü alışveriş yapacağım siteler arasında girdiler kesinlikle.
Sen de bir bak derim.


Bioblas saç dökülmelerine karşı şampuanı görünce sevdiceğin şansına katılmıştım. Çünkü kendisi bu tarz ürünler kullanıyor. Bu bilgiyi senle paylaştım ya çok mutlusundur eminim. ahahhaah


Bir diğer çekiliş ise bloguna bayıldığım, bloguna gösterdiği özen ve çalışkanlığı ile imremdiğim blog semalarının en gönlü bol en bol çekiliş yapanı Görkem'in çekilişinden kazandığım mini çanta düzenleyici!
Özellikle önümüzdeki dönem için böyle bir şeye çok ihtiyacım vardı. Çünkü havalar ısındıkça bez çanta kullanıyorum  ve bez çantanın işine bir sürü şey atınca bir şey lazım olunca çantadan almak eziyete dönüyordu. Görkem'e çok teşekkür ediyorum ve ona bayıldığımı bir kez daha buradan yazıyorum! :)

Çok sevimli değil de ne!

-----

Çalışma arkadaşımın bebesi oldu.

Bebe çok sevimli de annesini pek sevemedim. Neyse zaten hatun doğum izninde. dskfnkdsfnskjfn

Kocaman tonti bebenin gelen misafirlere hedayesiymiş.

-----

Bu sezon en çok bu diziyi sevdim! GO ON!

Bu konuyu ayrıca bir başlıkta yazabilirdim ama mayıs itibariyle sezon finalini yaptığı için onu da buraya sıkıştırayım dedim.
Bilirsin çok dizi / film izleyebilen bir bünyem yoktur.
Takip ettiğim dizilerin hemen hemen herkesin izlediği diziler.
Tekrar tekrar izleyebildiğim tek dizi ise Friends. Aslında SATC'yi de içine alabiliriz ama yani yok ya Friends onu geçer.
Bu Friends sevgimden mütevellittir ki online dizi izlediğim sitede (online dizi izlemeyi de sevmezdim ama bu sezon resmen bunu huy edindim.) Matthew Perry'yi görünce aha dedim noluyoruz ve Go On'la tanıştım. Sevdim de.
Spoiler vermeyeceğim, izle derim. Çıtır çerez niyetine bence güzel gitti.
Güncel takip ettiğim diziler sezon finali yapınca izleyecek diziler ayarlamam lazım kendime.
Var mı aklında bir şey?

GO ON! (:


-----

Kozmetik alışverişinde artık kendimi frenliyorum!

Hepsi çok lazımdı ama!
Son dönemlerde çok fazla kozmetik alışverişi yapıyordum biliyorsun.
İndirimini bile beklemeden ihtiyacım olmadan aldığım ürünler dağ gibi olmuştu. Bir çoğunu kullanmıyordum da. Gratis ve Watsons Anneler Gününe özel indirim yapmışlar. Gratis'te kozmetikte %50 indirim varken ben sadece rimel aldım. Maybelline'n rimellerini açıkçası beğenmezdim ama Rocket maskara güzelmiş. Düz ışıltısız pembe allık arayışımı The Balm Down Boy'la bitirecekken o tarz allıkların bana çok yakışmadığını görüp çok üzülmüştüm ama Pastel'in bu sınırlı sayıda çıkardığı allık acaip komik bir fiyata düşünce almadan edemedim. Loreal'in yüz temizleyicisini hem çok merak ediyordum hem de günlük kullanmaya uygun peeling etkili bir şeyler arıyordum. Bir çok blogger övünce de alayım dedim. Üzerindeki silikon ped gerçekten işlevsel! Emily'nin göz ve dudak kalemleri acaip iyi 2TL'lik bir şeyden beklenmeyecek performans. Her gördüğümde alıyorum. Rimmel London Kate Moss rujları efsanesinden de bahsetmiim istersen googlersan zibilyon tane anlatan blogger bulursun. Çok iyiler. Bende bir çok rengi var. Koleksiyonuma kattığım son renk ise 104 numara oldu.
Laf kalabalığı oldu ama aldığıma en en en çok sevdiğim, kokladığım anda mest olduğum günlerce aklımdan çıkmayan, benim gibi sadece çiceksi kokular seven ve her kokuya gelemeyen (kullanabildiğim parfümler sadece Gucci Flora ve Avon Little Black Dress ) birini kendine aşık eden ESCADA CHERRY IN THE AIR!
Ykm, Boyner, Debenhams'ta 170-190tl arasında değişen fiyatı var ama ben mizu'dan çok uyguna aldım. Oradaki fiyatının üstüne bir de Avea indirimi eklenince tadından yenmedi.
Ay gidip gelip kokluyorum.
:)


Çok konuştum.
Çok başını şişirdim ama sen beni özlemişsindir benim saçmalamalarımı.
Öperim yavrum.
Şimdiden mutlu pazarlar.
Ayrıca annenin anneler günü kutlu olsun.
^^,

21 Nisan 2013 Pazar

İnsanlardan nefret ediyorum.

Nbr?
Aslında sana bunu anlatmak istemiyordum, taslaklarda bekleyen bir sürü yazı var ve üşengeçlikten ve zamansızlıktan erteliyorum.
Ama sana anlatmam lazım.
Üstünden saatler geçti ama aklıma geldikçe sinirleniyorum.
Doldum. Taşıyorum.
Büyüdükçe insanlara, insanlığa karşı ümidimi kaybediyorum.
Bak bugün neler oldu.

En tatlı pazarlar babamın kahvaltısı'yla başlar mottosundan sonra tüm aile hazırlanıp en sevilen akrabalar top 5indeki bir üyeyi ziyaret etmek için yola koyulduk. Beylikdüzü'ne gidiyorduk. Zincirlikuyu durağında bindik ve metrobüste oturabilecek kadar şanslıydık. Bir salon beyfendisi babam her zamanki gibi ayakta kalarak millete yer vermeyi tercih etmişti. Kulağımda kulaklık müziğin sesi kısık bir yandan da annemle geyik yaparken daha birkaç durak gitmiştik ki hemen arka tarafımızdan gelen sesler üzerine ayağa kalkıp arkama baktım ki yerde biri yatıyordu ne oluyor o kim derken otomatik olarak gözlerim babamı aradı, eğilmiş yerde yatanı kaldırmaya çalışanlar arasındaydı o da. Düşen vatandaşın titrediğini gördüm. Epilepsi geçiyor galiba dikkat edin diye bağırırken bir yandan da belki de kan şekeri düşmüştür de bayılmıştır diyerek çantamda sürekli bulundurduğum çikolatalardan arıyordum. Selpaklar ve sular havada uçuşurken o kısacık anda tekli boş koltuğa oturtturdular. Düşmenin etkisiyle dudağında hafif bir kanama vardı. Kanı görünce korktu. Düştüğünden mütevellit çekiniyordu. Hallerinden belliydi. Böyle anlarda ben çok sakin kalamam. Allah'tan ailem yanımdaydı. Birisi "geçmiş olsun neyin var?" diye sorunca genç arkadaş utana sıkıla "epilepsi hastasıyım iş bulamıyorum onu kafaya taktım ondan oldu galiba." diyebildi usulca. Gözleri doldu. O an önüme dönüp koltuğuma oturdum başladım ağlamaya. Çok sevdiğim işimden ayrılıp aylar boyu depresyona girip aylarca iş bulamadığım zamanlarım -geçen yaz- aklıma geldi gözlerimin önüne. Nasıl da iyi anladım onu nasıl da kalbimin üstüne bir öküz oturdu. İnsan olan, onunla aynı şeyleri yaşayan ya da yaşamış olan çok iyi anlardı çünkü. Yardımsever vatandaşlar -babam da dahil.- daha önceki çalıştığı işi sordu, nerede oturduğu, ne işler yapabileceğini falan. Babam ve birkaç kişi de numarasını da aldı. En kısa zamanda döneceklerini elbet bir şey bulacakları konusunda teselli etmeye çalıştılar. 
Bu insan benden birkaç yaş anca büyük. 
Hala üzüntüsü içimde. Hala içim acıyor. Abartıyorsun diyebilirsin ama ben böyleyim işte fazla reaksiyon gösteriyorum her şeye.
İnsanlar ineceği durağı sordular. Şoför bir yandan ambulans lazımsa hemen ilerleyen duraklardaki güvenlikleri arayabileceğini belirtti. Gerek yok dedi genç. Bayrampaşa durağında inecekmiş. Durağı gelince olayın yaşandığı yerdeki herkes dikkatlice indirdi onu otobüsten.
Ne olduysa aslında tam da o zaman başladı ya.
Fitne fücur insanlar konuşmaya başladı.
"Gençmiş vah vah vah Allah şifasını versin de öyle metrobüste ayılıp bayılıp iş aramalar falan" diyip arkasından Türk halkının enfes cıkcıkcık efektiyle eleştirmeler falan. "Nasıl epilepsi anlamadım titremedi de çok yani" diyen malın teki, "numara olabilir tabi" diyen damgalama meraklısı bir mal daha eklenince olduğum yerde kaldım. Sadece arkamı dönüp insanlığınızdan utanın diyebildim. Bu kadar sakin nasıl kalabildim bilmiyorum. Sanırım babamdan çekindim. Başka zaman olsa kesinlikle itin götüne sokardım küfürler eşliğinde.

İnsanlardan nefret ediyorum.
İnsanların acılarından hastalıklarından eksikliklerinden hemen bir laf yetiştirme hemen bir arkasında menfaat arama huyundan nefret ediyorum. Belki de milletçe çok alıştık sokaklarda elinde sahte raporlarla dolaşıp dilenen insanları görmekten. O yüzdendir belki de bu her şeyi sorgular halimiz ama yemin ederim tiksindim bugün insanlardan. Bu kadar basit mi be abi eşek kadar insan olmuşsunuz bu kadar basit mi hemen insanları damgalamak? Böyle insanlarla aynı havayı solumaktan bile tiksiniyorum bırak aynı ortamda bulunmayı. 
Sözüm bugün o metrobüste o lafları eden insanlara.
İnsanlığınızı nerede kaybettiğiniz bilmiyorum ama o gencin yaşadığı üzüntülerin tonla fazlasını yaşamanızı diliyorum evrenden. Çünkü siz bunu hak ediyorsunuz.


5 Nisan 2013 Cuma

Sevgili günlük vol.21 - Bu sene mart nasıl geçti anlamadım, kedilerin hiç sesi çıkmadı.

Nbr?
Makyaj blogları ay sonları "bu ay bitenler" yazısı yazıyor ya ben de bu ay olanlar gibisinden özet mi geçsem acaba sana.
sjmflsdkfnslk
Neden olmasın.
Bu arada başlıkta yerden göğe kadar haklıyım. En azından kendi sokağımda durum böyleydi bu sene.
Normalde her sene ama heeeeer sene istisnasız kedilerin ciyaklamalarından uyuyamaz olurduk biz.
Bu sene pek sakindiler.
Teşekkürlerimi onlara bol bol mama vererek ilettim.

Mart ayı için kısa kısa özet geçmem gerekirse...


Asker yolu gözlüyorum biliyorsun.
Hafızla birbirimize gönderdiğimiz 3binden fazla mail var. Askere gidince iletişim biraz zorlaştı. Günde 1 telefon falan derken mektuplaşmaya başladık. Açıkçası ben hala daha mail yazıyorum. O ara ara fırsatı olursa maillerine bakabiliyor. İlk yazdığım mektubu Ankara'ya yemin törenine gittiğimde elden vermiştim sonraki mektubu da kargoyla göndermiştim.
Oralara kargo ve mektup göndermek biraz sıkıntılı. Kargoyu gönderdiğimde -3gün içinde alınmayan kargolar geri getirir kuralından ötürü- rica minnet kargoyu bekletmelerini istemiştim. Çünkü çarşı olayları belli olmuyordu ilk zamanlar. Bu hafta çarşıya çıkıyorum diyen adam bir anda olan olaylar yüzünden çarşısından olabiliyordu. Neyse Allah'tan benim gönderdiğim kargoyu almıştı. Oy uzattım ya. Ay başında bana gönderdiğimi mektup herhalde kayboldu ya derken 10.günün sonunda elime ulaştı!
Mektubu alıp eve gelen babam suratında muzip bir gülümseme ile "odana bir zarf bıraktım." cümlesiyle odaya koşuşumu görmen lazımdı. dkngffdkjgbdjkfbg

O kadar pulla kaybolsaydı ayıp olurdu zaten (:
Nasıl tarif etsem bilmiyorum ama okurken yeri geldi zorladım, yer geldi gözlerim doldu, yeri geldi güldüm. 15sayfacık mektubu okumak hiç bu kadar zor olmamıştı.
Sayılı gün çabuk geçer diyorsun ya 40küsür gün hala daha insan zorlanabiliyor.
Neyse.
Sen sen ol asker yolu gözleme.
:(
------

Bu sene tiyatro sezonu açıldığında kendime söz vermiştim her ay kesinlikle 1 oyuna gidecektim.
Hatta en verimli ay ekim ayı olmuştu.
Ocak ayında hiç oyuna gidememiş olmam şubatı da tek oyunla kapatmam yüzünden mart ayında kesinlikle bilet almalıyım diye tutuşup iş güç, sonrasında olaylar olaylar derken aha dedim mart ayı da oyunsuz geçiyor iyi mi diye mızıklanırken Dünya Tiyatrolar Günü'nde kardeşimin oyununa ve hemen 2gün sonra Bahçeşehir Üniversitesi Müzikat Topluluğu'ndan  (BÜTM) arkadaşlarımın oyunlarına gitme şansım oldu.

Davetiyeyi ve bileti koymazsak olmaz.

Benden mutlusu yoktu.
Bir de ben şöyle bir durum var güleceksin belki ama kendi okulum olsun olmasın orada en ufak bir eğitim almış olsam da olmasam da okul ortamına girince ciddiyim pamuk gibi oluyor mutluluktan havalara uçuyorum. Hani bir mekan bir insanı anca bu kadar mutlu edebilir.
Oyunlara gelirsek, Soyut Padişah Ferhan Şensoy'un yazdığı güzel bir oyun. Daha önce başka bir tiyatro topluluğundan izlememiştim. Birkaç arkadaştaki eksiklik ve sonları doğru birazcık sıkmasının dışında çok güzeldi.
At ise Gyula Hay'n yazmış olduğu bir oyun. Simgeleştirme üzerine güzel bir oyundu. Bu oyunu da başka tiyatro topluluklarından izlememiştim. Oyuna gidene kadar da hiçbir bilgim yoktu. Kardeşimin geçen seneki oynadığı oyunda o kadar sıkılmıştık ki bu sene de sırf kalbi kırılmasın diye gitmiştim ne yalan söyliim. Ama bu sene gerçekten çok çok çok iyiydi. Gülmekten çektiğim fotoğrafların biraz fazlası bulanık çıkmış o kadar diyeyim sana.
ngkdfdgdbjgbndfgdjkg

Mart ayını  da tiyatroyla kapatmış oldum.
Sıradaki oyun 6Nisan'da Yaşar ne yaşar ne yaşamaz olacak. :)


-----

Aslında sana bunu anlatsam mı anlatmasam mı bilmiyorum.
Konuyu çok yüzeysel geçmeye çalışacağım ama senin de fikrini almak istiyorum.
Birkaç ay önce yazdığım bir yazımda bir etkinlikten bahsetmiştim sana. Elimden geldiğince ben de bir şeyler yaptım, doldurdum kutuyu gönderdim. Lakin kargom bana geri geldi. Alıcısı almamış vs. Karşı tarafa attığım maile de cevap alamayınca açıkçası üzüldüm. Odanın bir köşesinde öylece duruyor. Biraz daha beklesem mi karşı tarafı -vakti yoktur, hastadır, işgüç vs'dir diyerek- yoksa içine bir şeyler daha ekleyip burada hiç yapmadığım bir şeyi mi gerçekleştirsem :) Çekiliş gibi.
Ne diyorsun bu duruma?
Tamam belki de çok doygun bir kutu değil onu hazırladığım zamandaki bütçem biraz kısıtlı gibiydi :D
Kendim kullansam olmaz çünkü ürünlerin hepsi benim de severek kullandığım şeyler kendimde zaten var elimdekiler bitene kadar zaten bir köşede bekleyecekler.
Böyle de bir köşede durunca gözüme her iliştiğinde ben üzülüyorum. Neyse.
Fikrini yaz buraya.

Hadi öptüm, iyi geceler!

ps. Biraz daha bu yazıyı ertelersem yayınlamam yalan olacak 10gündür taslaklarda.

4 Nisan 2013 Perşembe

24 Mart 2013 Pazar

Pazarları evde oturulmaz.

Nbr?
Umarım sen böyle bir pazar gününde hala daha evde oturmuyorsundur benim gibi.
Hava da birkaç saat öncekisi kadar güzel değil gibi biraz kapattı mı kendini ne. Ama olsun cumartesi evden çıkmadıysan -benim gibi- pazar sakın evde oturma bence. Sonra tüm hafta afakanlar basar mazallah.

Bu ara akıllara zarar bir halde "to do list"ler yapıyorum. Abarttım gibi ama olsun. Fotoğraflarını çekip sana göstermeyi düşündüm ama sonra eline çok fena dalga malzemesi vermek istemedim. klfdngdkngdkjgnd Orta boy bir not defterimin 3-4 sayfası bunlarla dolu. Önceki "to do list"ler gibi bir tarafımda patlamasına izin vermemek adına daha yapılabilitesi yüksek şeyler yazıyorum ki tümünün kenarı tik'lerle dolabilsin. Fena da gitmiyorum hadi.

Pazaar pazar başını daha fazla şişirmemek adına kaçıyorum, yine gelirim.
Öpçük.

19 Mart 2013 Salı

Ben bugün. -10

Nbr?
Onca zamandır buluşmadığın, lisede en çok güldüğün eğlendiğin arkadaşlarından birinin "hadi kalk, buluşuyoruz." cümlesi kadar insanı neşelendiren bir şey yok be olm.
Keşke yarın iş olmasaydı da daha da çok muhabbet edebilseydik serzenişi bile güzel.
Sen onu bilmiyorsun şu şöyle bu böyle hararetli konuşmalardan sonra kalkıp eve gelmek kötü de... Neyse.
Şu ara en çok ihtiyacım olan pozitif enerji de topladım bu sayede.
Enerjisinin güzelliğine hayran kaldığım insanlarla daha sık buluşmam lazım, sen de öyle yap bu da buraya not olsun.

Öpüyorum gıdından.


Ps. Günü onun sesini duyarak kapatıyorum. Hadi iyi geceler.

13 Mart 2013 Çarşamba

Kişisel blog yazmanın kötülüğü hayatına uzaktan bakmak zorunda olan fesat insanların olumsuz bir şey yazdığında sevinmelerini, sevinmeleri yetmediği zevkten sayılamayacak kadar bol köşelere sahip olmaları.

Nbr?
Gene sana anlatmaları aksattım gibi lanet olsun özel sektöre işte.
Neyse.
Mutsuzum ama bunu buraya uzun uzun yazmaya gerçekten halim yok, belki başka zaman. Bilmiyorum.
Mutsuzluktan ölünmediğini bir kez daha deneyimledikten sonra tedavi şekli olarak Türkçe popa sarmakla hata ettiğimi düşünüyorum.
dgfndlgndlkgn
Ben iyi değilim beni buradan al.

Öptüm. Gene gelirim.

3 Mart 2013 Pazar

Pazar şarkısı

Nbr?
Nasıl geçtiğini anlamadığım bir hafta sonunun son saatleri içerisinde sana şarkı getirdim.
Çekik gözlü sevdamı bilirsin, ama bu hatunlar bi harika, bir tatlı ki sorma.



Önümüzdeki günlerde bol bol yazarım inşallah.
Şimdilik öptüm.
^^,

22 Şubat 2013 Cuma

Asker yolu gözlemece.

Nbr?
Bugün Facebook'a girip aynı anda Sev'e mesaj yazarken o bana şunlar gönderdi.





Süperler di mi ? 
Oha ne kadar da ben demeyeceğim çünkü eminim benim gibi asker yolu gözleyen / gözlemiş tüm hatunlar bu evrelerden geçmiştir.


ps. Görsel kaynağını gösteremediğim için üzgünüm, öğrendiğim an buraya yazarım. Hadi öptüm.




21 Şubat 2013 Perşembe

Ama Efes benim için hep özel.

Nbr?



Çok süper değil de ne? (:


Bilirsin Galatasaraylıyım. Amma velakin söz konusu basketbol olduğunda anlam veremediğim bir şekilde Efes Pilsenli bir insanım. Ah pardon Anadolu Efes. Söz yıllarda basketle olan ilgim gittikçe azaldı sadece maç sonucu ne olmuş bunu bilecek kadar bilgi edinirim. Hafız Galatasaray - Efes maçı olduğunda "efes kızı" diye takılır durur. :)

Lise 2de okulun götürdüğü  -yanılmıyorsam Euroleague maçıydı- maça son dakikaya kadar izin alamayıp, izin aldığında da evden KEREM TUNÇERİİİİİİİİİİİİİİ diye koşarak çıkan bir ergendim ben.
Kerem konusundaki ergenliğim hala devam eder.
Ne var canım hepimizin bir celebrity crush'ı vardır, benimki de o.

Bu arada en son ne zaman basket topunu elime aldım, hatırlamıyorum iyi mi?

Hadi iyi geceler sana.

19 Şubat 2013 Salı

Ben bugün. -9 -İlk2.

Kozmoslarda onu ilk gördüğüm andan saniyeler sonra bana sarılmasının üstünden bugün tam 2 yıl geçti.
O soğukta hem bir yandan şaşkınlık hem de heyecanla kendimizi Starbucks'a atarken aklımda hep "bir sonraki görüşme ne zaman olur ki acaba, ya bir daha görüşmek istemezse?" cümlesi geçerken kahveler alınmış yerimize oturmuştuk bile.
Yakın zamanda sanırım twitter'da okumuştum "sevdiğim insanlara kahve içirip 40yıl kitleyesim var."  Bu da bir nevi öyleydi sanırım. 4 saatin 4dakika kadar kısacık geçtiği süre zarfı içerisinde hayatımın kitabı dediğim Görünmez Canavarlar , temize geçtiğim Fransızca notlarımı ve izlemesini istediğim birkaç diziyi ona vermiştim.
Çok çılgın duygular eşliğinde ortamı terk ederken kim bilir bir daha ne zaman görürüm diye üzülüp eve gidene kadar somurtup 4 gün sonra aslında çok da kel alaka olmayan bir yerde "tesadüf eseri" karşılaşınca kozmosun benden yana olduğunu anlamıştım.
:)

Sonrası zaten bildiğin konular be yavrucum.
Ben bugün hafızım yanımda olmadan gene aynı Starbucks'ta o günde içtiğim kahveyle ama farklı masada yanımda Aylinimle ilk ikinci yılımızı kutladım.

Mayısa çok var diye söylenip huzurlarından çekiliyorum.
İyi geceler.

17 Şubat 2013 Pazar

Dedim ki bebeğim, ön yargı kötü şey.
Tayt pantolonlara haksızlık etmişim.
Özür dilerim.
ldfgnldkfngdklng


ps. Cuma günü "Çirkin" adlı oyuna gittim, sanan bir ara onu anlatacağım.

15 Şubat 2013 Cuma

Göksel beni ağlatıyor, üstüme gelmeyin.

Babet dediğimiz ayakkabı çeşidinin aslında rahat olması ve insanı yormaması lazım di mi?  Ama ben ne zaman babet alsam ilk zamanlar öldürmekten beter eder. Ayak parmaklarım acı çekiyor ama ben gene de üşenmeyip sana bunları yazıyorum.

Nbr?
Uyumadıysan anlatacaklarım var sana.

Hafta başı Didem'in "14 Şubatta The Edition Otel'de Göksel'in konseri var. TTnet üzerinden online konser yayını olacak. Sadece TTNet çalışanlarına özel etkinlik, bizim ajansa da birkaç tane davetiye geldi. Birlikte gidelim mi?" diyince ben tabii ki balıklama atladım.
Göksel'i severim. Özellikle yolculuk esnasında dinlemeye bayılırım. Ama hafız askere gittiğinden beri olabildiğince slow şarkılar dinlemeyi bıraktım. Hak verirsin ki o tarz şarkılar benim gibi sulu göz bir insanı -evet sandığın kadar ketum biri değilim, şarkı dinleyip de ağlayabiliyorum.- yerle bir ediyor ve Göksel çok güzel acıklı aşk şarkıları yazıyor. Hatta Göksel'n hareketli olan şarkılarını pek sevmem ben.
Neyse.
Konser günü yaklaştıkça kızları "Ben ne giyeceğim ya?" diye darladım tabi. Didem bana, "dolabında bir sürü kıyafet vardı bebek senin ya." derken ben, "evet var hepsinin de farklı bir konsepti var Göksel'in konserlik hiçbir şey yok." diye saçmalarken akşam işten çıkıp koşarcasına eve geldim ve evdekilerle yaptığım dev anket sonucu bu seneki doğum günümde giydiğim kırmızı elbise ipi göğüsledi. -oha amk ne uzun cümle oldu.-
Kıyafet, saç, makyaj hazırlanıp evden sadece 5dk uzaklıktaki otelin orada Didem'le buluştuk. Yanında işten arkadaşı Ahmet'te vardı. Sağ olsun çocuk ilgilendi bizle.
İçeri girdik billionaire club kısmına geçtik. Yalnız çok hoş bir yer ben ilk defa gittim. Bir daha da gitmem herhalde. dfgkjkdfgnmdkfmg
Hmmm ne tarafa geçsek kimseleri de tanımıyoruz ee bari şuraya doğru ilerleyelim derken kendimizi sahneyle 1.5 adım mesafe uzaklıkta bulduk. Atlasam sahnede olacağım. Öyle yakınız. 
Check-in'lerimizi olup twitter hashtag'yle twitler attık.
Yalnız Kuş'u söylerse aklında ben olayım demişti hafızım. (Sanki aklımdan çıktığında var da. :) )
Göksel sahneye çıktığında dikkatimi ilk elleri çekti. (Oysa ki herkes memelerine bakıyordu kadının! kldfgdkfjgnbdjkg) Ne kadar minik ne kadar zarif elleri var. :)
Geçtiğimiz aylarda hafız daha askere gitmeden benim çok sevdiğim mekan olan Kiki'de görmüştüm Göksel'i. Yanımızdan geçip giderken kocaman gülümsemişti. İçimden yanaklarını kocaman ısırmak gelmişti!
Aynı şeyi bugün de yaşadım ya nasıl bir sapıksam artık. (:
Kendi telefonumdan çektiğim kötü çıkmış o yüden Didem'n twittera yüklediğini çaldım. (:
Eski yeni karışık repertuvarı vardı bu akşam için. Sakin şarkılarda kendimi zor tuttum ama Rüzgar şarkısında gözlerimin daha da dolduğunun farkındaydım. Etrafa ümitsizce bakıp peçete bakınıyordum. Şarkının bitimine doğru Göksel'le göz göze geldik. Çok ciddiyim! "Ağlama :( " dercesine baktı. "Ya rezil oldum kadına ühühühühü." diyip daha da bir üzüldüm. Ama o an bana bakması falan ay sana anlatamam. Didem'e döndüm, "bana baktı göz göze geldi gördün di mi!!" dedim. Öyle salak haldeyim ki. Zaten kadınla aramızdaki mesafe ne ki. :)
Umarım benim o şebelek hallerim TTnet'in online yayınında milletle paylaşılmamıştır ya. dngkdjgndkjng.
Kamera zaten vızıl vızıl tepemizde bir orayı bir burayı çekti.
Didem bir ara çok güzel oynadı umarım onu çekmişlerdir. (:

Ha bir de konserin ortasında garson arkadaş önümüze bir minik masa (stand mı diyorlar bunlara gece hayatında? ) getirdi biz noluyor falan derken baktım hoop arkadan 2 kız sonra da onların arkadaşları 2 erkek geldi. Biz bi sinir olduk tabi. Tamam gene öndeyiz ama yani milletçe ne meraklıyız bu tarz şeylere. Zaten gelmişsin firmanın beleş etkinliğine bari görgüsüzlüğünü ortaya çıkarma. Bir ara cidden sinir oldum sürekli çarpıyor falan hareket ederken. Hemen hemen herkes gayet şık gelmiş bu 2 ABLACIM gayet paçozlardı "canım zaten göz zevkimin içine sıçtınız bari az yavaş hareket edin." diyecektim de gene salon kadını çizgimden ödün vermek istemedim. ldkfgndlfkngdlgndlkgndlkfng

Neyse çemkirme faslımı da bitirdiğime göre sana gecenin şarkısı rüzgar ile veda ediyorum.
Hadi ben yattara.
iyi geceler.

11 Şubat 2013 Pazartesi

Özet geç! vol.2

Nbr?
Baya zamandır "özet geç" başlığıyla bir şeyler yazmıyormuşum diyecektim ki zaten daha önce 1 tane yazmışım. Allah beni kahretmesin.
Ya ne güzel her gün yazma işine girişmiştim iyi de olmuştu -bence- ama yemin ederim son bir aydır acayip yorgun hallerdeyim. Düzeni hala oturtamadım ya ona canım sıkkın.
Neyse.
Sana anlatacak o kadar çok şey var ki aslında nereden başlasam bilmiyorum ama kısa kısa özetler geçmeye çalışacağım.

*****
Melodram'ın Happy Box projesi!

Yakın zamanda keşfettiğim ama blogunu çok sevdiğim Melodram bu projesinde 22 bloggerın istedikleri kutuları arzu ettikleri şeylerle doldurup bir blogger arkadaşa hediye etmesini planlıyor. Birilerine hediye almayı çok seven ben tabii ki bu etkinliğe katılmadan duramazdım. Daha eşleşmeler gerçekleşmedi çünkü böylesi daha heyecanlı. Kutuları doldurup martın 5inde eşleşmeler için tekrar Melo'ya bağlanacağız :) Erkek bir blogger çıkarsa ne yaparım ya dedim önce ama ufaktan kutunun içini doldurmaya başlayınca öncelik olarak hem bayanın hem erkeğin kullanacağı şeyleri almaya başladım. :) Kimle eşleştiğimi öğrenince de ekleyeceğim birkaç şey daha olacak tabii ki. Ama bir itiraf hemcinsim bir blogger çıkarsa tabii ki kutum daha güzel olacak.
Çok heyecanlı di mi?
:)


*****

Nasliii'nin hediyelerini ben kaptım!

Son dönemde makyaj bloglarına taktığımı biliyorsun. Gerçekten makyaj blogu içini kaliteli ve güzel yapanların sayısı gerçekten çok az. Nazlıcan'da o nadide arkadaşlardan. Blogunun 1.yaşı için Evoria ile bir çekiliş yapmıştı. Hediyeleri görünce aha didim istiyorum! İçinde gerçekten merak ettiğim ve kullanıp memnun kaldığım ürünler de vardı. İstediklerimden biri olan Essie'nin ojeleri benim oldu! Renkleri nasıl güzel hem de hepsi de en sevdiğim tonlarda! Simlilere çıldırdım!

Evoria'a gerçekten teşekkürler. Paket çok sağlam elime ulaştı. Birçok blogta görmüştüm sponsor firmanın hediye kargoları çok kötü halde sahibine ulaşıyordu. Benimkisi gayet güzel kutulanmıştı. :)

*****

Şimdi bir itiraf.
Ben bu yazıya pazar günü başladım. Az önceki kısma kadar yazıp normalde hiç yapmadığım bir şeyi yaptım, yazıyı kaydettim evdeki başka işlere güçlere giriştim. Akşama tamamlarım dedim eee ne de olsa sana bir önceki postumda "birkaç saat sonra uzunca post gelebilir." diye not düşmüştüm. Seni kaldırmak olmazdı, yazı tamamlanmalıydı.
Ama öyle olmadı.
Whatsapp'ta Aylin ve Didem bebeklerimle grubumuz var. Didem yazdı. Kızlar ben kötüyüm ev arkadaşım çekim için Konya'ya gidiyor biriniz gelebilir misiniz? Aylin bebetonun işi uzak olduğu için eee benim de iş Şişli'de Didem'n evi Nişantaşı'nda olduğu için hemen hazırlandım ve gittim.
Sohbet, muhabbet dedikodu derken açıkcası hasta arkadaşımı bırakıp da sana yazmak olmazdı.
Ama sonra dedim ki "bak ne kadar şanslısın, hastayım beni yalnız bırakma cümlesini kurup seni evine çağıran arkadaşın da var her an her yazdığını okuyan da."
Oradan bakınca belki bunlar sana ufak ve saçma gelebilir ama benim için çok önemli şeyler bunlar.

*****

Şimdi bir daha takvime baktım da mayıs ayına gerçekten çok var.

*****

Bumerang!
Bak şimdi burası önemli.
Bumerang'tan mail geldi. VIP bloglarımızdansınız diye. Bu vakte kadar hiç bakmadım, hiç ilgilenmedim bloga reklam alma olayına. Bumerang'a üye olan blogger kardeşler bana bir ses edebilir mi?
Cuma gününe kadar olumlu ya da olumsuz cevabımı yetkililere bildirmek istiyorum. Çıksın aradan.

*****

Yazıya ara verip de tekrar yazmaya çalışınca böyle oluyor işte, insan toparlayamıyor.
Kafamı ve cümleleri toparladığım da gelip tekrar başını şişiririm olur mu?
İyi geceler.

10 Şubat 2013 Pazar

1-1,5 senelik blog sahiplerinin ona buna saldırarak prim yapmaya çalışmalarından bi tarafları yemeyince de çirkefliklerini ortaya döktükleri yazılarını hemen kaldırmalarına da ayrı kılım.

İbibikler.



ps. Birkaç saate uzunca bir günlük yazısı gelecek. Bekle beni.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Sevgili günlük vol.20 - Oysa ki tek istediğim sessiz bir ev.

Nbr?
Bugün aslında buraya yazmak istediğim başka şeyler vardır ama son 20dk'dır o kadar sinirliyim ki nereden nasıl başlasam bilmiyorum ama yazmazsam da rahatlamicam farkındayım.
Sinirliyim. Hem de çok sinirliyim.
Sabahın 7:45inde evden çıkıp 9buçuk gibi eve dönen bir insan olarak haklı olarak eve gelince sakin bir yaşam sürmek istiyorum.
Ama bu bizim evde pek mümkün değil!
Sürekli bir ses hali. Çünkü evde sürekli misafir var çünkü evde "ben sağır değilim sen sessiz konuşuyorsun." diye iddia eden bir anneanne var. O yüzden bizim evde son 1 aydır yüksek sesle konuşmalar mevcut.
"Sed bir derdin bu mu!" deme kafanı kırdırtma bana!
Evet derdim bu.
Bir de bu akşam yetmezmiş gibi yanlış anlaşılma üzerine akrabamın biriyle kavga ettim ki evlere şenlikti.
"Ya sana demiyorum senin konuyla alakan yok neden üstüne alınıyorsun."larla başlayan cümlelerim "eeeh be deli seninle mi uğraşacağım." şeklinde bitti.
Evin sessiz, herkesin kendi odasına çekildiği zamanları özleyeceğim aklıma gelmezdi.
Resmen şaka gibi.

27 Ocak 2013 Pazar

Sevgili günlük vol.19 - Trafik canavarı olmadan hemen önce.

Nbr?
Pazar gününün son saatleri diye resmen mutsuzluktan öleceğim resmen. Her hafta sonu aynı şey. Koca bir haftanın acısını hafta sonu çıkarmazsam resmen içim rahat etmiyor şu ara. Saçmalık oysaki.
Ama bak dün güzeldi hakkını yemeyelim şimdi.
Hafızım ilk çarşı iznine çıktı. İlk çarşı deneyimi olduğundan ve bilmediği bir şehirde olmasından mütevellit zamanı pek düzgün kullanamadık. Ama sürekli telefonda ve az da olsa skype görüşmesi yapıp özlem gidermeye çalıştık. Bu bize 2 hafta yetecek. Yani umarım, inşallah. -çok özledim!-

Bugün oflaya poflaya ilk direksiyon dersine gittim.
Bizim evde kimsenin ehliyeti yok. Kaç tane insanın babasının ehliyeti yoktur acaba. Benimkisi bir acaip. Hiç istememiş hiç ihtiyaç duymamış. Onca zaman başımın etini yedi. Kızım ehliyet al, kızım kursa yazıl diye hiç oralı olmadım. Şimdi ondan gizli kursa gidiyorum, sınavları da verip süpriz yapcam. (:
Neyse bugünkü dersten bahsedeyim sana.
Valla ne yalan söyleyeyim araba kullanmaktan, trafiğe çıkmaktan tırsmıyor değilim. Dediğim gibi evde ehliyeti olan bir baba olmadığı için babalara meraklı da değilim. Bu kış hafız askere gitmeden bana bir şeyler öğretmek istemişti ama ben panik halde aniden arabayı durdurup kendimi dışarı attım."Yok ben yapamıyorum ya!" diye söylenmelerim de cabası. Çocuk iyi katlandı o gün bana.
Hemen hemen benzer şeyleri bugün de yaşadım.
Önce bu havada ders mi olur diye kaçmaya çalıştım, sonrasında hoca anlatıp "hadi yer değiştiriyoruz" dediğinde mızıklandım.
Hoca halimden anladı, ilk derste sizden çok iyi bir performans beklemiyorum tabii ki dedi. Yarım saatin sonunda da hocanın dediğine göre bayağı iyiymişim.
BAYA İYİ!!
Ha bir de frene o kadar yüklenmemem gerektiğini söyledi.
:(
Abartıyorsun diyeceksin de gerçekten hiç benlik değil böyle şeyler. Neden bilmiyorum ama gerçekten benlik değil.


Söyle bakalım araç kullanmadan önce ya da kullandığın esnada özellikle dikkat ettiğin şeyler neler?
Benim gibi çömeze verecek tüyon elbet vardır diye düşünüyorum.
Öperim.


22 Ocak 2013 Salı

~24

Nbr?
Dün doğum günümdü, biliyorsun.
Aslında sana bunları dün akşam yazacaktım ama akşam eve gelip önce annemle konuşup sonrasında telefonda hafızımla hasret giderince bitkinlikten yayılıp kaldım.
24 çok garip geliyor bana. Bilmiyorum lan 24 yani.
23 iyiydi. Tıpkı 22 gibi. Bu arada 23 Mor ve Ötesi'nin en sevdiğim şarkılarından. Evet bu ara Mor ve Ötesi'nden çok fazla söz ediyorum farkındayım.

Geçen seneki süpriz doğum günümden sonra -ki sana onu anlatmadım ya tüüh.- bu sene en sevdiklerimle biz bize bir doğum günü oldu. Tabii ki en sevdiğim uzaklarda askerde ama varlığı her an benimle.

Dün 12de ilk kutlayan tabii ki hafızım oldu. Oralarda bile hala buna dikkat ediyor böyle şeylere ya kafasını gözünü öpiim de ne yapayım sen söyle?
Sonrasında yattım uyudum derken sabah telefonda bir dünya bildirim. Facebook duvarım kapalıdır benim. İnsanlar mesaj da atmaz yea diye salakça bir çıkarımda bulunmuştum ama ne çok sevenim varmış! :) Geceden başlamışlar doğum günü tebriklerine.
Bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri sanırım doğum gününün pazartesine denk gelmesi ve çalışıyor olması.
Pazartesi sendromu bana pek uğrayan bir şey değil ama koca bir ofis o halde olunca ister istemez etkileniyorsun.
Neyse. Ben oflayıp puflarken annem arayıp, "Sed, eve çiçek geldi!" dedi. Ben adamın askerdeyken gece 12de arayabilmesine şaşırmıştım ama bu.... :) Suratımın o anki eblek halini görmeliydin. Ama en can sıkıcısı o an onu arayıp teşekkür edememek. Sonrasındaysa tüm gün sırıta sırıta çalıştım tabi.
Ofiste başka bir arkadaşın da doğum günüymüş. Benimkisi son dakika öğrenilince cidden herkese süpriz oldu. dkfngdkfgndkgn

İşten çıktıktan sonra önce derse sonrasındaysa bizimkilerle toplaşmak için Beşiktaş'a gideceğimden dün ekstra süslü gitmiştim ofise. O da ayrı bir dedikodu malzemesi. jkdfbgkjdbgdkjbg Tamam ofise her zaman düzgün gidiyorum da dün cidden iyiydim iyi. ahaha.

Saat 9da sözleşilen mekanda Aylin'im ve bitanecik eniştem Cemil, en sevilen kuzen Sev ve kırmızının en çok yakıştığı hatunum Didem'le birlikte buluştuk. Evet bu kadarcıktık. Doğum günlerimde "Hadi gel doğum günümü şurada kutlayacağım." diyen bir insan değilim ben. Zaten doğum günüm ya evde olur ya da böyle arkadaşlarla biz bize işte.
Dün akşam öğrendim ki her yerde sıcak şarap içilmez! Bu da ek bilgi olsun. Beşiktaş'ta hangi mekan bu dersen söylerim. Şimdi buraya yazıp bedavadan reklam yapmiim. Ahahah.

Aylin'im çoooook güzel bir pasta almış! Çikolata komasından ölmediğimize şaşırıyorum. Allah'ım ya! (:

2sene önceki doğum günü yazımda hediyelerimi çekmiştim. Bu sene de çekip koysam mı dedim ama hem üşeniyorum hem de salağın biri saçma sapan bir yorum yazmıştı -yayınlamadım tabii yorumu- o olaydan ötürü yapmadım. Ama söyleyeceğim şudur ki etrafında gerçekten neler sevdiğini bilen arkadaşlarının olması çok güzel! Her hediye özeldir, güzeldir. Ama ben son yıllardaki hediyelerimde hep karşı tarafın kullanabileceği ya da istediği bir şeyi almayı seviyorum. Aylin'im tutmuş beğendiğim ama son dakika almaktan vazgeçtiğim sonrasında ise yana döne aradığım ama bulamadığım pantolonu almış. Cemil ise geçenlerde kar yağdığında attığım twitte görüp bana eldiven almış. Didem'im en az kendisi kadar puantiye delisi olduğumu bildiği için bana dünyadaki en güzel siyah beyaz puantiyeli eteği almış! Sev'im bitanem ise bana en çok kırmızı yakıştırdığı için kırmızı minik bir çanta almış! Abi ben çıldırmiim da kim çıldırsın! :) Annem zaten beğendiğim elbiseyi aldı falan. Evet hediye konusunda çok şanslıyım. Ama en güzeli eve gelip de çiçeğimi görmekti sanırım.

Bu yazıyı biraz 23ün kritiği biraz da dün akşam olsun derken tamamen dünden bahsettim. Okurken sıkılmazsın umarım. Üşenmezsem 23ün kritiğini yaptığım, 23de olanların kısa özeti bir yazı yazarım da özet geçmiş oluruz.
Şimdilik öpüyorum efenim, hadi görüşürüz.

20 Ocak 2013 Pazar

Ben unutursam siz hatırlatın.

Bu ara üzerimde gereksiz bir gerginlik, sürekli bir "hadi ne olacaksa olsun." duygusu, bir sıkkınlık bir sıkkınlık. Tarifsiz. Pms'inde etkisiyle ben iyice çılgınlara bağlamış haldeydim.
Ofisteyken acaip yoğun olayım evraklara, sözleşmelere, tekliflere gömüleyim kafamı kaldırdığımda mesai bitmiş olsun istiyordum. Çünkü öyle bir haldeydim ki birisine çatmaktan korkuyordum.
Gereksiz gerginlikler işte.
Dün annemle alışverişe çıktım, dünyaları aldık ı ııh olmuyor o garip his gitmiyor da gitmiyor.
Akşamında hafızım arıyor konuşuyoruz. Anlayıp "neyin var?" diyor, "yok bir şey." diyorum, "aslında var bir şey de ne olduğunu bilmiyorum." diyorum.
Buraya kadar okuyup "bu kız zaten deliydi iyice balataları yakmış." diyebilirsin ki sen de haklısın. :)

Sonra bu gün hazırlanırken bir yandan şarkı mırıldanmaya başladım. Evdeysem, bir şeyler izlemiyorsam itunes  genelde açıktık. Ufaktan ufaktan bir şeyler çalar. Ama bu ara özellikle son haftalarda anca sabah ve akşam evden işe yollardayken müzik dinliyordum. Mırıldanmalar sesimin çıkmasına, sonrasında da bağıra bağıra şarkı söylemelere atladı. Sonrasında dedim ki bebeğim, sen ilacını unutmuşsun, şarkı söylemeyi unutmuşsun.
Sesim falan güzel de değildir he bu arada. Ortaokul ve lise zamanı toplamda 6 yıl koro çalışmalarında bulundum. Lise bittikten sonra arkadaşların zorlamalarıyla stüdyolara gidip onlar bir şeyler tıngırdatırken ben söylerdim. Diyorum ya sesim güzel değil diye, cidden değil yani. Hatta bence çok kötü bir sesim var. Ama bu kötü sesli deli şarkı söylemenin ona ne kadar iyi geldiğini, onu ne kadar rahatlattığını unutacak kadar delirmiş işte.
O yüzden diyorum ki ben unutsam sen hatırlat, üzerimdeki negatif enerjiyi şarkı söyleyerek atmam lazım. :)

Şimdi neyi mırıldanıyorsun dersen, arka fonda Mor ve Ötesi'nin son albümü çalıyor.
Öperim.
^^,


ps. Yarın doğum günüm içimde gram heyecan yok. Bu sene neden böyle oldu inan hiç bilmiyorum.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Ben bugün.... -8

Nbr?
Tam istediğim düzeni oturttum buraya düzenli yazıyorum derken ipin ucu kaçıyor gibi geldi müdahale etmek istedim.
Mevsimsel midir yoksa işten güçten midir nedir bilmiyorum ama 24 saat resmen yetmiyor. Uyan, hazırlan, işe git, işten çık, derse git, eve gel, yemek ye, 1bölüm dizi izlemeye çalış, ertesi gün giyeceklerini hazırla, uyu. Bu ne lan?!
Hayır ben önceden de böyle süreçler geçirdim de hiç böyle olmadı yani. Sence mevsimsel midir?
Saat 11e yaklaştığı an uyku bastırıyor. Tavuk oldum resmen.
2012 çok kitapsız geçmişti 2013'ün en başından itibaren eskisi gibi kitaplarımla sevişeceğim derken yok arkadaş o da olmadı.
Sadece dizi izleme olayında bir yükseliş gösterdim o da tekrar geriledi.
Bu arada birkaç yazı önce bahsetmiştim ya hangi diziyi izliim ne izliim diye. Orada paylaştığım Girls dizisinin 1.sezonunu bitirdim. 2.sezonda -yanılmıyorsam- dün başladı. Diziyle ilgili aslında ufak bir post yazmayı istedim diziyle aramda aşk ve nefret oluştu. Şöyledir ki evet dizi çok doğal, çok olağan, tam bizim yaşlarımızdakilerin yaşayabileceği durumlar ama diziyi yazan hatunun aynı zamanda baş rolü oynaması bana biraz itici geldi. Hani o hanım kızımız yazmasa "Oha lan anca bu kadar olur bu hatun bu role cuk oturmuş!" derdim ama. Ay neyse işte be paşam.
Konumuz dizi değildi, konumuz bendim. Sana yazamayışlarımdı.

Doğum günüme şurada sayılı günler kalmış ne bir planım ne başka bir şey var.
Resmen bir çökmüşlük var üstümde.
Mevsimseldir di mi lan?

Yeni kitaba başlama heyecanıyla gidiyorum.
Öperim!

13 Ocak 2013 Pazar

En sevdiklerimden birisi bana hiç tanımadığım bir sanatçıyı/şarkıyıcı ya da hiç dinlemediğim bir şarkıyı önerdiğinde ekstra sevebiliyorum. Arada en sevdiklerimden biri var çünkü.
Bunlara en güzel örnek benim için Jehan Barbur.
26Nisan2011 Yıldız Teknik konseri hele benim için çok önemlidir. Çok özeldir.



Senin için özel şarkılar neler mesela?
Her şarkısında bir anınız olan sanatçı var mı?
Paylaşsana benimle.
:)


ps. Fazla video paylaşıyor gibi oluyorum ama sen sıkıntı etmezsin gibime geliyor.

10 Ocak 2013 Perşembe


Yaz gelmeli bir an önce.
Yaz gelmeli ki Daft Punk'un tüm şarkılarını attığın cd'yi dinleyerek hiç bilmediğimiz bir şehrin sokaklarında kaybolmalıyız yine.
Sen arabayı kullanırken ben şarkıları değiştirmeliyim yine.
Bu çaldığında mırıldanmalıyım.
Ben kendimi sabırlı zannederdim ya meğerse hiç değilmişim. Sen askere gidince anladım.



9 Ocak 2013 Çarşamba

Ben bugün.... -7

Of!
Gene düzensiz yazıyorum di mi?
Ama 24 saat yetmiyormuş gibi geliyor şu ara.
Her gün  yeni bir şeyler öğrendiğim bir süreçten geçiyorum. Umarım sonucu güzel olur bekleyelim de görelim.

Bugün düşmeden ulaşabildiğim ehliyet kursumun ilk yardım sınavına girip vay arkadaş sorular bunlar mı ilkokul 3 trafik dersindekiyle aynı tepkisini verdiğimde önümde oturan evhanımı abla bayağı bozuldu.
Derslere gelmiyorsun yap da görelim şeklinde cümlesine karşılık sınav bittikten sonra 2yanlışlı kağıdı eline verdim tabii.
Ulan ilkyardım dersi yani ne kadar zor olabilir ablacım saçmalama gözünü seveyim.
Motor olsa trafik olsa haklısın derdim de.
Neyse.

Bana "telefonuna bağımlısın." diyenler bir de şimdi görsünler.
Normalde evde telefonunum sesini kısıt bi yere koyan ben, birtanem askere gittiğinden beri arar da duyamam diye son ses halde nereye gitsem telefonum benle.
Aradığında ise o an dünya üzerinde benden mutlu ve huzurlu kimse yoktur sanırım.


Hep ben anlatıyorum biraz da sen anlatsana.
Ben gelip buraya saçmaladığım zamanlarda sen neler yaptın?
Karda düşüp bir tarafını kırmadın inşallah.




Sen de bu şarkıyı sevenlerdensin umarım. Tıpkı benim gibi.
Belki de Coldplay'ı sana ilk tanıtan şarkıdır gene aynı benim gibi.
Bu şarkıyı ilk dinlediğim günün üzerinden 10yıl geçti.
Hemen hemen her gün dinlediğin bir şarkı var mı diye sorsan cevabım bu şarkı olur.
Neden şimdi seninle paylaştım bilmiyorum, dinlerken yalnız kalmak istemedim.


İyi geceler.

5 Ocak 2013 Cumartesi

Sevgili günlük vol.18 - Nasıl anlatsam bilemedim.

Hayır sana ara vermedim.
Sadece son birkaç gündür resmen 24 saat yetmiyor bana.
Uykumu tam alamayıp yorgun uyanmalarım da cabası bir de.
Geçmişte yaşanan olumsuz anıların şu anki iyi şeyleri etkilemesine izin vermemeye çalışıyorum, bakalım ne kadar başarılı olacağım.
Her konuda narsistlik yapabilecek kadar ukala olan ben bazı şeyler söz konusu olduğunda kendime güvenemiyorum. Özgüven sıkıntısı yaşıyorum şu ara resmen. Ama biliyorum geçer geçer.

Bir de bu ara neden bilmiyorum bu şarkıya inanılmaz taktım.
Sen bu şarkıyı kesinlikle biliyorsundur zaten tatlım, yeni bir şey değil.
Albüm halini daha çok seviyorum ama ne yalan söyliim. Ama orcinal videosunu koymak istedim, youtube'da dolanmaya üşendim.



Hadi öperim.
İyi geceler.



Dakikalar sonra gelen edit. Şarkının sevdiğim halini bulunca link bırakayım buraya istedim. Ne gerek varsa.
http://www.youtube.com/watch?v=quqE-oHrcLs


2 Ocak 2013 Çarşamba

Ben bugün.... -6

Nbr ya?
Acaip yorgunum ben. Yetmezmiş gibi bir de ayakkabım sağ olsun ayağım su toplamış acıdan duramıyorum.
Sana yılbaşımın nasıl geçtiğini, ne kadar eğlendiğimi, keşke sende yanımda olsaydın temalı bir yazı yazacaktım ama bu ara bu tarz yazıları çok okuduğunu ve bunaldığını da biliyorum. O yüzden susuyorum. Belki herkes bitirince bu tarz yazılarını öyle yazarım. Cinslik değil mi?
Bugün Aylin'im ilk maaşı kutlama son gelişmeleri konuşmak için 3 kız (Aylin, Didem, Ben) Kanyon Starbucks'ta buluştuk.
Sana da anlatmak isterim ama kendime sözüm var, olaylar tam netleşmeden adam akıllı bir bilgi sahibi olmadan sadece 2sine anlatıcam.
Pozitif enerjini yolla bana da çabucak çözülsün olaylar.
Ben yorgunluktan bilgisayar başında sızmadan seni öper ve kaçarım.
Hadi yarın görüşürüz.