günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2016 Perşembe

#27.

Şu yaşımda ölürsem "rock star gibi öldü be ne kız" diyin lan arkamdan. 

Nbr?
26nın özetini belki bi ara yaparız. 
27 oldum.
Yuh. 
 

1 Ocak 2016 Cuma

2016'ın ilk yazısı.

Nbr?

Senenin ilk gününde yine sana geldim. 
Yine senle ilgili planlar yaptım. Bunca yıl oldu hiçbir zaman planladığım gibi yazamadım. Ama 2016'da bu laneti kırıp sana daha fazla yazmak daha fazla anlatmak daha fazla konuşmak istiyorum. Bana şans dile, bakalım yapabilecek miyim.  


Ps: ilk defa telefon uygulamasından yazıyorum bilgisayardan baktığımda bok gibi bir düzende görürsem bu yazı editlenecek. 

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Büyük konuştum.
"Eve iş getirmek zorunda kalacağım bir iş yapmam ben abi ya." demeyeceksin.
Ama galiba bu işi sevmekten korkuyorum.

29 Haziran 2015 Pazartesi

Nereden başlasam derken yazı yazamaz oldum

Aslında şu an yapmam gereken daha önemli şeyler var ama ben aylardır sana bir şeyler anlatmadığımı yeni fark etmişcesine koştum, geldim.

Nbr ?

En son depresif yazımdan 10-12 gün sonra pasaportum bile olmamasına rağmen Londra'ya gidiş geliş biletimi almıştım.
Maaşım yatmamış, vize için param yok, pasaportu da planlarıma göre 2 yıllık anca alabilecek durumdayım.
Sonunu düşünen kahraman olamaz Sed derken maaş yattı, parasal mevzular halledildi. Pasaport randevusuydu, aman evrakların halledilmesiydi, şirketten alınacak İngilizce yazılardı, online başvuru formuydu, vize görüşmesiydi, 5.günde "pasaportunuzu geri alabilirsiniz" mailiyle "hassktr red yedik" galibalar eşliğinde gidip alınan pasaportta görünen vize akabinde hüngür şakır ağlamaydı derken uçak biletimden tam 1 ay öncesinden vizem başlamıştı.
Günler geçmiyordu.
Günler geçmiyordu ve o sıkıcı ofis daha da üstüme üstüme geliyordu. Her gün bir yeni bir saçmalık, her gün yeni bir olay, her gün yeni bir aksiyon. ( O sıralar konu 1.katı kapanıp 4.kata taşınmak, biraz küçülmeye gitmekti.)
Üstüme gelen her şeyden, geri sayım yaparak, sevdiceğe kavuşacağım günü hayal ederek, çocukluk hayalim olan Londra'ya gidecek olmamın farkına vararak bastırıyordum.
Zira başka şansım da yoktu.

En bomba olay babamın "orada bul bi şeyler, dönme bir kaç ay kafanı dinle kızım." demesiydi. Evde tam bir ay ben şok moduna girdik. Kendimize gelemedik.

27 mayıs sabah 8deki uçak için 6buçukta Sabiha Gökçen'de olmam lazım, Saat 5 Havataş'ına binsem yetişirim modundayım.3de uyudum! O gün uykusuzluktan ölmediysem başka gün ölmem sanırım. Sonrası 4 saat bulutlar arasında.

Çok uzattım di mi?

Uçaktan inip de sevdiceğimi hava alanında beklemek sonrasında onu görmek... Bak o kısımları nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Ayların hasreti, ayların özlemi derken çok değişikti. Askerden döndüğündeki gibi değil. Anlatamicam sanırım.

Sonrası 6 günlük masal gibi.
Amma da romantiksin deme lan!
Bak, Londra benim çocukluk hayalim, en çok gitmek istediğim, fırsat yaratsam zaman bulamadığım, zaman bulsam paramın olmadığı yerdi.
Ve çocukluk hayalim hayatımın aşkıyla birlikte o sokaklarda dolaşırken gerçekti.

Pandam diye demiyorum 6 günü dolu dolu bir plan yapmıştı.
Her gün o kadar çok yere gittik ki üşengeç bir panda olan ruhum nasıl oldu da bayılıp kalmadı bi yerde bilemiyorum.
Gidemediğimiz sadece 2 yer kaldı.
Bir gün şımarıklık yapar da gün gün anlatır mıyım bilmiyorum.
-1 ay önce olanları şimdi yazdığıma göre onları da 6 ay sonra yazarım herhalde. kjdfngjgkndfkg-

Onlarca fotoğraf, onlarca güzel hatıra, km.'lelerce yürüyüşler, partilemeler, hatta pöyküre pöyküre ağlamalarımla... Zaman çok insafsız.

Son 10 gündür yaşadığım deli saçmaları şeyler yüzünden kafayı yememe sebebim Londra'daki anılara tutunmamdır.


Son olarak;


kalp
Çünkü bu fotoğraf çekilmiş onlarca fotoğraf arasından bana hissettirdiği şeylerle en özeli.



Ps. Vize sürem bitmeden bir kez daha Londra'ya gidebilmem için kozmosa iyi dileklerini iletirsen sevinirim. 
Öptüm.

22 Mart 2015 Pazar

Sürekli Lorde dinlediğim, elimde birkaç tane yarım kitap olmasına rağmen oflaya poflaya Masumiyet Müzesi'ni bitirdiğim (ilk 300-350 sayfa ruhumu teslim ediyordum resmen o nasıl bir sıkıcı kitaptır ya) ama buna rağmen d&r'ın online sayfasında kendime süper bir liste yaptığım ve hobi olarak sürekli Londra'ya uçak bileti yaptığım günlerden merhaba.
Mart ayı boyunca hiç tiyatroya gitmediğimi de 2 gün önce fark ettim. Zaten bu sezon ayda 1 oyuna gitmeyi huy edindim. Ne yalan söyleyeyim o yokken yeni bir şeyler çok cazip gelmiyor zira beğenirsem tekrar onunla gitmek/izlemek istediğimde (filmde ve tiyatroda genellikle böyle oluyor çünkü) ben daha önce izlediğim için O çok yanaşmıyor.
Tüm bunların yanında çalıştığım yerdeki saçma sapan olaylar tam hızıyla devam ediyor. Bazen "artık daha şaşırtıcı ne olabilir ki?" derken gene bizi şaşırtacak bir şeyle karşımıza çıkıyorlar. Şahane insanlar gerçekten gjdjkgdkjgd.
Her pazartesi daha sağlıklı besleneceğim diyip salı günü kendimi saçma sapan yerlerde öğle yemeği yerken bulmak gibi hayat bu ara. Anlayacağın değişik bir şey yok.

Ps. Lorde'dan Ribs ve Buzzcut Season dinledikçe de beni hatırla. Öptüm.

20 Ocak 2015 Salı

26'ya dakikalar hala.

Taslaklar atıp atıp yayımlamadığım yazıların sayısının 10u geçtiğini biliyor muydunuz?

Naber?
Sana "sana yazmayı çok özledim, yazmadığım süreçte çok şey oldu, nereden başlayacağımı bilmiyorum"lu bir cümle kurmayacağım. Artık çok da samimi gelmiyor böyle başlayan blog yazılarıyla karşılaşmak. Sonuçta sürekli senle ilgili kararlar verip bir türlü yerine getiremeyen bir insanım. Tıpkı her pazartesi artık daha sağlıklı yemek yiyeceğim diyip salı günü öğle arası kendimi fast food zincirlerinden birinde bulmam gibi.

2015e pek güzel bir giriş yapmadığım için 2015'den de yeni yaşım olacak 26'dan da pek bir beklentim yok.
O yüzden pek uzatasım da yok.
25 bana, gerçekten istediğin şeyleri istediğin anda yaşamadıktan sonra çok da bir anlamı olmadığını gösterdi. 25 bana ne kadar çabalasam da bazı şeyleri düzeltemediğimi, bazen yalnızca durmamı ama en çok da mesafelerin yorucu olduğunu öğretti.
26'dan beklentim yok evet ama yine de bazı ufak isteklerim var, eskisi kadar takmamak hatta çoğu insanı hiç takmamak. Umarım 27 yaş sendromuna girmeden 26 bunu bana öğretir de 27ime gelince intihar etmem. fkgnnfknfgnh
Neyse.
Şaka bir yana sana bu yazıyı yazmadan baya bir durdum, düşündüm. Daha olumlu olayım dedim beceremedim.

Belki daha uzun, belki daha olumlu bir yazıda gelir başını şişiririm.
O vakte kadar güç seninle olsun.


14 Ekim 2014 Salı

#2

2007'den beri tanışan iki arkadaş.
Hep aynı diyaloglar.

-21 yaşındayken de böyleydim, 25 oldum hala böyleyim. Bir şeylere geç kalıyorum hissi...
+Of kızım düzelecek diye diye 30 yaşımıza geldik...

....
-Takıntılıyız çünkü.

....

-Takmadan "yapıcam" diyince bak binlerce kilometre uzağa gidebiliyorsun. Ama bizim gibi "hayat çok zor, bi bana zor, beni çook zorluyor." diyince yerinde sayıyorsun bebek. Ben anladım.
Evet şu an hayalindeki iş için para lazım, biliyorum ama para için de bir müddet diye sevmediğin bir yerde sevmediğin insanları çekmek zorundasın.
+Of valla bazen dayanamıyorum Sed.
-Biliyorum bebek, çünkü ben de bazen dayanmıyorum.


----

Nbr?
Bol bol şükrettiğim ve evrenin de bana sakin bir şeyler düzeliyormuş gibi ilizyon yaptığı şu günlerde 25 yaş sendromum benimle birlikte.
Hep aynı insanlar, hep aynı diyaloglar.
Yazarsam anlam kazanırmış gibi.


27 Eylül 2014 Cumartesi

Yaşıyorum.

Nbr?

Ara verince bir daha yazması zor oluyor tabi.
Vakitsizlik değil, tembellik. Yazmanın bana iyi geldiğini bile bile yazmamak ise düpedüz kendini hasta etmek.
Anlatacak bir sürü şey var. Buraya not düşmek, fotoğraflamak, tek tek sana anlatmak istiyorum. Olmuyor pek. Geçen sene eylülden bu zamana kadar o kadar çok şey değişti ki hayatımda. Kimisi beklediğim şeylerdi kimisi şok etkisi yaratan olaylardı.

Öncelikle sevdicekle ilgili kısımla başlayayım. Hafızım bitanecik pandam MBA yapmak için 1 seneliğine Londra'ya gitti. Geçen sene mayısta askerden döndüğünde konusunun açılıp 1,5 sene sonra Londra'ya gitmiş olması ister istemez insanı garip bir psikolojiye sokuyor.
Bu ayın 12sinde Antalya'da çok sevdiğimiz bir çiftin düğüne gitmek için Antalya'da buluşmuş olduk. Zaten oradan ayrılırken asıl dedim ki bebeğim, "aha kızım işte asıl ayrılık bu, 1 aydır ne de olsa görüşecez diyordun şimdi ne bok yicen?" dedim durdum. Gerçekten de Antalya'dan ayrıldığımız eylül 15'den beri kafamın pek yerinde olduğunu söyleyemem. Benim Londra'ya gidişin ya da onun derslerinden fırsat bulup buraya gelişi şu aralar muamma. Kozmos bi hal çaresini bulur diye ümit ediyorum.
Ama inan çok ama çok özlüyorum.
Çok ama çok sıkılıyorum.
Askerliği -5ay- dışında her gün ama her gün görüşen bir çift için uzun süreli ayrılık başlı başına bir depresyon sebebi.

-----

Bu sene tam 3 düğüne katıldım. (Evet benim için rekor.)
3 çiftimizde uzun zamandır birlikte olan sevdiğim cici insanlardı ama tabii ki benim için en önemlisi Aylinimin düğünüydü. İstemesi, çeyizi, gelinlik arayışı, sözü, nişanı, bohçası, kınası, evin halledilmesi, düğünü derken hemen hemen içinde olabildiğim her ayrıntıdaydım. Ne güzel heyecanlar ne değişik stresler. Gerçekten kozmos evlenenlere sabır versin. Bir de para.


-----

Sevmediğim işimde çalışmaya devam ediyorum.
Başka bi yere gitsem eminim buradaki ekibimi özlerim hatta çok özlerim ama küçük insanların büyük egolarından yıldım galiba. Çalıştığım yerde öyle bi sıkıntı var. İş aramıyorum sanma, arıyorum ama olmayınca olmuyor galiba. Ne yalan söyleyeyim eylül ayından çok ümitliydim. Çocuk gibi böyle bir heves bir şey her telefon çaldığında bir heyecan ama ı ıh olmadı. Bakalım. Belki ilerleyen aylar güzel bir şeyler olur.
Eee iş bulmadan çık demek kolay tabi ama olmuyor işte. Ben de önümü göremediğim, aynı modda her gün çalıştığım ve bana hiçbir şey katmayan bi işte çalışmak istemezdim ama PARA LAZIM PARAAA :D

-----

Benim hiç öyle çok kalabalık kız arkadaş grubum olmamıştır.
4ü geçmezdi. Hatta 4 kişilik olduğu tek zaman ilkokuldu galiba. kjfghdkghdkg baya iyiymiş yalnız yazarken fark ettim.
En yakın 2 arkadaş yollarını tamamen ayırdığı için geçen seneden beri kendimi anne babası ayrılmış çocuk gibi hissediyorum. Hatta ergen gibi baya bir süre bu durumu kafaya taktım, üzüldüm durdum.
O yüzden kızlar sözüm size kız arkadaş gruplarınıza sahip çıkın beni sinirlendirmeyin.

-----

Bu kadar boş vakti olup da bu kadar az şey yapan insan evladı bi ben varımdır bence.
Kitaplar bile vakit ayırmıyorum resmen.
Allah^tan blog okuma huyumu kaybetmedim de her gün düzenli bakıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim eskisi gibi düzenli yazan blogger kardeş kalmadı. Her gün blog panelinde kozmetik görüyorum. makyajblogları <3 p="">Şu ara okumaktan keyif aldığın bloglar varsa yorum olarak yaz, ben de bakayım. bencil olma.

-----

Benim hayatımda not düşmek lazım dediğim şeyler de anca bu kadar işte.
"Yazmasan da olurmuş" diyebilirsin, haklısın. Üzerinden zaman geçince insan ayrıntıları anlatmaya üşeniyormuş valla.
Gittim, gene gelirim.



21 Ağustos 2014 Perşembe

#1

İyiyim ama nasıl olduğumu nasıl hissettiğimi anlatabileceğim kelimelerim de yok.
Sanki avazım çıktığı kadar bağırsam iyi gelecekmiş gibi, onu da yapabileceğim yer yok.

9 Nisan 2014 Çarşamba

dedim ki bebeğim... Tik.

Kendimi tilki gibi hissediyorum her uzun bir aradan sonra sana yazmalarımda.

Nbr?
Mesaiye başlamadan kişisel mail hesabımı kontrolle güne başlayan birisi olarak ilk okuduğu şey sevgili Tuğçe'nin şu yazısı oldu. Tıktık
Sonra da dedim ki bebeğim bi defter almalı her istediğimi planladığımı yazmalı sonra da olanların yanına tik atmalı.
Çok basit biliyorum.
Hatta "oha yapmıyor musun?!" diye bilirsin.
Evet yapmıyorum. Böyle yazıp sonrasında zafer kazanmışcasına yanlarına tik attığım yapılacak şeyleri yapmıyorum bayağıdır.
Belki de eksik bulur.



Ps.Umarım budur.

19 Şubat 2014 Çarşamba

Nbr?
Bugün onunla ilk buluşmamızın yıl dönümü olmasa kesinlikle sinir krizi geçirerek ayrılırdım ofisten. Senden nbr soruna cevap vermiş olayım bu sebeple.
25 yaşındayım ve bildiğin üzere şu yaşıma göre bayaaa da çok işte çalıştım ama ilk defa çalıştığım bi yerin benim için bir "sınav" olduğunu düşünmeye başladım.
Hayatta kendim hariç hiçbir konuda üşengeçlik yaptığım, ertelediğim görülmemiştir ki iş konusunda gayet titiz çalışır, yapmak için yapmaz işi layıkıyla tamamlayan bir insan olmaya çalışırım. Başkası yüzünden kendi işim yavaşladığında ya da yapılamadığında diğerleri gibi "amaaan canıma minnet" demez olabildiğince çirkinleşirim. Çünkü iş, emek verdiğin şey, üstüne bir de para aldığın olay benim için önemlidir.
Ama gerçekten artık bıktığımı hissetmeye başladım.
Başka yere gitsem de aynı şeyleri yaşayacağımdır muhtemelen ama sürekli iş tanımımdaki değişmelerden, bölünmelerden, sırf benden önce orada çalışmaya başladı diye kendinde büyüklük taslama hakkı gören insanların tavırlarından, senelerdir bu sektörde olmasına rağmen hala daha iki kelimeyi bi araya getirip müşterisine doğru düzgün anlatmayı beceremediği için yardım medet uman salak iş arkadaşlarımdan, toplantıda bana yöneltilen bir soruya dürüstlükle cevap verdiğim için bana kızan kırılan üstümden, yeni verilen görevin kesinlikle benim yapmak istemeyeceğimi bildiği halde gene de bana yığan yine aynı üstümden(!), hayır demeyi öğrenemememden, sistemde yüklü evrağı bilgisayarına indirip müşterisine yollamayı beceremeyen ya da pdf formatındaki bir evrağı jpeg yapamayan hayatı yalnızca Facebook olan arkadaşlarımızdan gerçekten bıktığımı hissediyorum.
Ama en çok kendime kızıyorum.
Tamamlamadığım onca şeye, başka bi yerde çağırırsam gidemem herhalde korkuma kızıyorum.
Üzerimde çok emekleri var diyip gene de insanlara kıyamama huyuma kızıyorum.
Çok hata yaptım öğrenirken kızdılar ama gene de sarıp sarmaladılar beni böyle insanlar yarı yolda bırakılmaz diyen iç sesime kızıyorum.
Aldığım maaşın gerçekten 3 kuruş olmasına kızıyorum.
Sabret diyorum sürekli kendime. Sabret. Ama ben artık gerçekten neye neden sabrettiğimi bilmiyorum.

4 Kasım 2013 Pazartesi

Sevgili günlük vol.22

Nbr?
Kocaman eylül geçmiş, ekimi yemişiz, kasımın desen 4.gününün son demlerindeyiz.
Blog blog dolaşıp kim neler yazmış diye okurken bitanecik Grace son yazısının altında şunu paylaşmış. Dinlerken sana neden yazmadığımı, yazamadığımı düşündüm. Bulamadım. Anlatacak bu kadar çok şeyim olup da sana gelince susmalarımı çözemiyorum. Oysa ki o kadar da geveze bir insanken.

Oysa ki ben istiyorum ki ekim ayında gittiğim 5 oyunu, cumartesi günü en sevdiğim insanın nişanını, dün izlediğim 2 filmi, Sarıyer'de yediğim en güzel pideyi, Abant planımı, hafızın Belgrad'a gidecek olmasını anlatayım. I ıh olmuyor. Benimkisi tembellik. Benimkisi nereden lafa başlayacağını bilememek.

Aslında cidden anlatacak çok şey var.
Bak mesela bugün müdürüme gidip "ben artık gitsem mi?" dedim. Öyle saçma sapan bir zaman öyle olmaması gereken bir zamanda -ve evet paraya ihtiyacım olduğunu halde.- gitmeyi düşünebildim. Hem de bir planım bile yokken. Öyle de emindim ki "peki git." demesinden. Yok ama öyle olmadı. Bana öyle güzel anlattı ki gidemeyeceğimi. Kalakaldım. Sonra bir kez daha anladım ki beni rahatsız eden insanları varlığımla rahatsız edip onların ekmeğine yağ sürmemem gerekiyormuş.

Gittim ben. Gelirim gene.
İyi davran kendine.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Özet geç! vol.3

Sanırım ilk defa bu kadar bol fotoğraflı bir yazı yazacağım.


Nbr?
Rüzgar gibi geçen bir nisan ve hemen hemen ortalarına gelmiş olduğumuz bir mayıstan merhaba sana! Televizyonda kimsenin izlemediği pazar programı sunucu gibi bir giriş yapmış oldum ama durum aynen benim içim böyle.
Nisan ortasındaki ani iş değişikliği ile girdiğim adaptasyon ve oryantasyon sonucu nisanın nasıl geçtiği anlamadım.
Mayıs desen İşçi Bayramı ve iş yoğunluğundan ötürü su gibi geçen saatlerin hemen ardından liseden en yakın arkadaşımın kına ve düğün telaşesi arasında koşuşturması sayesinde ayın 11ini de yarıladık.
Olsun lan. Bence süper.
Ayın 17sine, hafızın dönüşüne öyle az kaldı ki heyecandan ayaklarım yere basmıyormuş gibi hissediyorum.
Bak mesela söz konusu onun dönüşü olunca yine kitlendim! YAZAMIYORUM!

Neyse.
Olanları kısa kısa özet geçeyim, günlüğüme not düşeyim.

-----

İneğim, bebeğim Seval'im evlendi!

Seval benim liseden en yakın arkadaşlarımdan. En inek oydu. :) Lise bitti o İstanbul'da okudu ben Tekirdağ'a gittim biz kopmadık. En sevdiğim şeylerden biri -bize daha yakın oturmaya başladıkları andan beri- Sevallere gidip Seval, ablası, kardeşi ve annesiyle birlikte saatlerce oturup geyik yapmak. 3 kardeş ve 1 anne anca bu kadar komik bu kadar hoş sohbet olabilir.
Geçen sene başı gibi Seval "ben evleniyorum!!!." diye mesaj attığında çok da iplememiştim. kdgndkjgndk
Hatun meğerse ciddiymiş!
Kız isteme, söz, nişan, gelin hamamı, kınası, düğünü derken her şey ama her şeyde ben vardım!
Gelinin en yakın kız arkadaşı makamını ilk defa doldurdum!
Her etkinlikte "panpa yol yakından vazgeçebilirsin masrafları dert etme." dedim, dinletemedim!
lgfdnlkngdkfgnd
Şaka bir yana bir yastıkta kocasınlar hep mutlu olsunlar inşallah.

Kınaya katılan kızlara dağıtılan sevimli ayna! :)

Kınada gelen misafirlere klasik kuru yemiş kesesi ve kına vermek adettendir ama bir de gelen kızlara güzelliklerini her zaman görmeleri ve beni hatırlamaları için ayna vermeyi düşünüyorum diyordu dediğini de yaptı. Çok sevimli di mi ? :)


-----

Çekilişlere katıldım gene kazandım! :)

Blogunu severek takip ettiğim ve beğendiği bir çok ürünü ihtiyacım varsa gözüm kapalı gidip aldığım bloggerlardan  makyajblogum sitesinin sahibesi Ayşegül Kozmoda'yla birlikte bir çekiliş yapmıştı ve şanslı kişi ben olmuştum. Kendilerine bir kez daha buradan teşekkür ediyorum!
Ayşegül ürünler elime ulaşana kadar benimle sürekli ilgilenmişti.
Kozmoda'da ürünleri o kadar güzel paketleyip göndermişler ki ne kadar teşekkür etsem az.
Genelde bu tarz sponsorlu çekilişlerde -arkadaşların paylaştığı fotoğraflardan görüyorum- gayet korumasız bir şekilde ürünleri kutuya koyup gönderiyorlar. Ama kozmoda sağ olsun hiç öyle yapmamış.
Bu tutumlarından ötürü alışveriş yapacağım siteler arasında girdiler kesinlikle.
Sen de bir bak derim.


Bioblas saç dökülmelerine karşı şampuanı görünce sevdiceğin şansına katılmıştım. Çünkü kendisi bu tarz ürünler kullanıyor. Bu bilgiyi senle paylaştım ya çok mutlusundur eminim. ahahhaah


Bir diğer çekiliş ise bloguna bayıldığım, bloguna gösterdiği özen ve çalışkanlığı ile imremdiğim blog semalarının en gönlü bol en bol çekiliş yapanı Görkem'in çekilişinden kazandığım mini çanta düzenleyici!
Özellikle önümüzdeki dönem için böyle bir şeye çok ihtiyacım vardı. Çünkü havalar ısındıkça bez çanta kullanıyorum  ve bez çantanın işine bir sürü şey atınca bir şey lazım olunca çantadan almak eziyete dönüyordu. Görkem'e çok teşekkür ediyorum ve ona bayıldığımı bir kez daha buradan yazıyorum! :)

Çok sevimli değil de ne!

-----

Çalışma arkadaşımın bebesi oldu.

Bebe çok sevimli de annesini pek sevemedim. Neyse zaten hatun doğum izninde. dskfnkdsfnskjfn

Kocaman tonti bebenin gelen misafirlere hedayesiymiş.

-----

Bu sezon en çok bu diziyi sevdim! GO ON!

Bu konuyu ayrıca bir başlıkta yazabilirdim ama mayıs itibariyle sezon finalini yaptığı için onu da buraya sıkıştırayım dedim.
Bilirsin çok dizi / film izleyebilen bir bünyem yoktur.
Takip ettiğim dizilerin hemen hemen herkesin izlediği diziler.
Tekrar tekrar izleyebildiğim tek dizi ise Friends. Aslında SATC'yi de içine alabiliriz ama yani yok ya Friends onu geçer.
Bu Friends sevgimden mütevellittir ki online dizi izlediğim sitede (online dizi izlemeyi de sevmezdim ama bu sezon resmen bunu huy edindim.) Matthew Perry'yi görünce aha dedim noluyoruz ve Go On'la tanıştım. Sevdim de.
Spoiler vermeyeceğim, izle derim. Çıtır çerez niyetine bence güzel gitti.
Güncel takip ettiğim diziler sezon finali yapınca izleyecek diziler ayarlamam lazım kendime.
Var mı aklında bir şey?

GO ON! (:


-----

Kozmetik alışverişinde artık kendimi frenliyorum!

Hepsi çok lazımdı ama!
Son dönemlerde çok fazla kozmetik alışverişi yapıyordum biliyorsun.
İndirimini bile beklemeden ihtiyacım olmadan aldığım ürünler dağ gibi olmuştu. Bir çoğunu kullanmıyordum da. Gratis ve Watsons Anneler Gününe özel indirim yapmışlar. Gratis'te kozmetikte %50 indirim varken ben sadece rimel aldım. Maybelline'n rimellerini açıkçası beğenmezdim ama Rocket maskara güzelmiş. Düz ışıltısız pembe allık arayışımı The Balm Down Boy'la bitirecekken o tarz allıkların bana çok yakışmadığını görüp çok üzülmüştüm ama Pastel'in bu sınırlı sayıda çıkardığı allık acaip komik bir fiyata düşünce almadan edemedim. Loreal'in yüz temizleyicisini hem çok merak ediyordum hem de günlük kullanmaya uygun peeling etkili bir şeyler arıyordum. Bir çok blogger övünce de alayım dedim. Üzerindeki silikon ped gerçekten işlevsel! Emily'nin göz ve dudak kalemleri acaip iyi 2TL'lik bir şeyden beklenmeyecek performans. Her gördüğümde alıyorum. Rimmel London Kate Moss rujları efsanesinden de bahsetmiim istersen googlersan zibilyon tane anlatan blogger bulursun. Çok iyiler. Bende bir çok rengi var. Koleksiyonuma kattığım son renk ise 104 numara oldu.
Laf kalabalığı oldu ama aldığıma en en en çok sevdiğim, kokladığım anda mest olduğum günlerce aklımdan çıkmayan, benim gibi sadece çiceksi kokular seven ve her kokuya gelemeyen (kullanabildiğim parfümler sadece Gucci Flora ve Avon Little Black Dress ) birini kendine aşık eden ESCADA CHERRY IN THE AIR!
Ykm, Boyner, Debenhams'ta 170-190tl arasında değişen fiyatı var ama ben mizu'dan çok uyguna aldım. Oradaki fiyatının üstüne bir de Avea indirimi eklenince tadından yenmedi.
Ay gidip gelip kokluyorum.
:)


Çok konuştum.
Çok başını şişirdim ama sen beni özlemişsindir benim saçmalamalarımı.
Öperim yavrum.
Şimdiden mutlu pazarlar.
Ayrıca annenin anneler günü kutlu olsun.
^^,

21 Nisan 2013 Pazar

İnsanlardan nefret ediyorum.

Nbr?
Aslında sana bunu anlatmak istemiyordum, taslaklarda bekleyen bir sürü yazı var ve üşengeçlikten ve zamansızlıktan erteliyorum.
Ama sana anlatmam lazım.
Üstünden saatler geçti ama aklıma geldikçe sinirleniyorum.
Doldum. Taşıyorum.
Büyüdükçe insanlara, insanlığa karşı ümidimi kaybediyorum.
Bak bugün neler oldu.

En tatlı pazarlar babamın kahvaltısı'yla başlar mottosundan sonra tüm aile hazırlanıp en sevilen akrabalar top 5indeki bir üyeyi ziyaret etmek için yola koyulduk. Beylikdüzü'ne gidiyorduk. Zincirlikuyu durağında bindik ve metrobüste oturabilecek kadar şanslıydık. Bir salon beyfendisi babam her zamanki gibi ayakta kalarak millete yer vermeyi tercih etmişti. Kulağımda kulaklık müziğin sesi kısık bir yandan da annemle geyik yaparken daha birkaç durak gitmiştik ki hemen arka tarafımızdan gelen sesler üzerine ayağa kalkıp arkama baktım ki yerde biri yatıyordu ne oluyor o kim derken otomatik olarak gözlerim babamı aradı, eğilmiş yerde yatanı kaldırmaya çalışanlar arasındaydı o da. Düşen vatandaşın titrediğini gördüm. Epilepsi geçiyor galiba dikkat edin diye bağırırken bir yandan da belki de kan şekeri düşmüştür de bayılmıştır diyerek çantamda sürekli bulundurduğum çikolatalardan arıyordum. Selpaklar ve sular havada uçuşurken o kısacık anda tekli boş koltuğa oturtturdular. Düşmenin etkisiyle dudağında hafif bir kanama vardı. Kanı görünce korktu. Düştüğünden mütevellit çekiniyordu. Hallerinden belliydi. Böyle anlarda ben çok sakin kalamam. Allah'tan ailem yanımdaydı. Birisi "geçmiş olsun neyin var?" diye sorunca genç arkadaş utana sıkıla "epilepsi hastasıyım iş bulamıyorum onu kafaya taktım ondan oldu galiba." diyebildi usulca. Gözleri doldu. O an önüme dönüp koltuğuma oturdum başladım ağlamaya. Çok sevdiğim işimden ayrılıp aylar boyu depresyona girip aylarca iş bulamadığım zamanlarım -geçen yaz- aklıma geldi gözlerimin önüne. Nasıl da iyi anladım onu nasıl da kalbimin üstüne bir öküz oturdu. İnsan olan, onunla aynı şeyleri yaşayan ya da yaşamış olan çok iyi anlardı çünkü. Yardımsever vatandaşlar -babam da dahil.- daha önceki çalıştığı işi sordu, nerede oturduğu, ne işler yapabileceğini falan. Babam ve birkaç kişi de numarasını da aldı. En kısa zamanda döneceklerini elbet bir şey bulacakları konusunda teselli etmeye çalıştılar. 
Bu insan benden birkaç yaş anca büyük. 
Hala üzüntüsü içimde. Hala içim acıyor. Abartıyorsun diyebilirsin ama ben böyleyim işte fazla reaksiyon gösteriyorum her şeye.
İnsanlar ineceği durağı sordular. Şoför bir yandan ambulans lazımsa hemen ilerleyen duraklardaki güvenlikleri arayabileceğini belirtti. Gerek yok dedi genç. Bayrampaşa durağında inecekmiş. Durağı gelince olayın yaşandığı yerdeki herkes dikkatlice indirdi onu otobüsten.
Ne olduysa aslında tam da o zaman başladı ya.
Fitne fücur insanlar konuşmaya başladı.
"Gençmiş vah vah vah Allah şifasını versin de öyle metrobüste ayılıp bayılıp iş aramalar falan" diyip arkasından Türk halkının enfes cıkcıkcık efektiyle eleştirmeler falan. "Nasıl epilepsi anlamadım titremedi de çok yani" diyen malın teki, "numara olabilir tabi" diyen damgalama meraklısı bir mal daha eklenince olduğum yerde kaldım. Sadece arkamı dönüp insanlığınızdan utanın diyebildim. Bu kadar sakin nasıl kalabildim bilmiyorum. Sanırım babamdan çekindim. Başka zaman olsa kesinlikle itin götüne sokardım küfürler eşliğinde.

İnsanlardan nefret ediyorum.
İnsanların acılarından hastalıklarından eksikliklerinden hemen bir laf yetiştirme hemen bir arkasında menfaat arama huyundan nefret ediyorum. Belki de milletçe çok alıştık sokaklarda elinde sahte raporlarla dolaşıp dilenen insanları görmekten. O yüzdendir belki de bu her şeyi sorgular halimiz ama yemin ederim tiksindim bugün insanlardan. Bu kadar basit mi be abi eşek kadar insan olmuşsunuz bu kadar basit mi hemen insanları damgalamak? Böyle insanlarla aynı havayı solumaktan bile tiksiniyorum bırak aynı ortamda bulunmayı. 
Sözüm bugün o metrobüste o lafları eden insanlara.
İnsanlığınızı nerede kaybettiğiniz bilmiyorum ama o gencin yaşadığı üzüntülerin tonla fazlasını yaşamanızı diliyorum evrenden. Çünkü siz bunu hak ediyorsunuz.


5 Nisan 2013 Cuma

Sevgili günlük vol.21 - Bu sene mart nasıl geçti anlamadım, kedilerin hiç sesi çıkmadı.

Nbr?
Makyaj blogları ay sonları "bu ay bitenler" yazısı yazıyor ya ben de bu ay olanlar gibisinden özet mi geçsem acaba sana.
sjmflsdkfnslk
Neden olmasın.
Bu arada başlıkta yerden göğe kadar haklıyım. En azından kendi sokağımda durum böyleydi bu sene.
Normalde her sene ama heeeeer sene istisnasız kedilerin ciyaklamalarından uyuyamaz olurduk biz.
Bu sene pek sakindiler.
Teşekkürlerimi onlara bol bol mama vererek ilettim.

Mart ayı için kısa kısa özet geçmem gerekirse...


Asker yolu gözlüyorum biliyorsun.
Hafızla birbirimize gönderdiğimiz 3binden fazla mail var. Askere gidince iletişim biraz zorlaştı. Günde 1 telefon falan derken mektuplaşmaya başladık. Açıkçası ben hala daha mail yazıyorum. O ara ara fırsatı olursa maillerine bakabiliyor. İlk yazdığım mektubu Ankara'ya yemin törenine gittiğimde elden vermiştim sonraki mektubu da kargoyla göndermiştim.
Oralara kargo ve mektup göndermek biraz sıkıntılı. Kargoyu gönderdiğimde -3gün içinde alınmayan kargolar geri getirir kuralından ötürü- rica minnet kargoyu bekletmelerini istemiştim. Çünkü çarşı olayları belli olmuyordu ilk zamanlar. Bu hafta çarşıya çıkıyorum diyen adam bir anda olan olaylar yüzünden çarşısından olabiliyordu. Neyse Allah'tan benim gönderdiğim kargoyu almıştı. Oy uzattım ya. Ay başında bana gönderdiğimi mektup herhalde kayboldu ya derken 10.günün sonunda elime ulaştı!
Mektubu alıp eve gelen babam suratında muzip bir gülümseme ile "odana bir zarf bıraktım." cümlesiyle odaya koşuşumu görmen lazımdı. dkngffdkjgbdjkfbg

O kadar pulla kaybolsaydı ayıp olurdu zaten (:
Nasıl tarif etsem bilmiyorum ama okurken yeri geldi zorladım, yer geldi gözlerim doldu, yeri geldi güldüm. 15sayfacık mektubu okumak hiç bu kadar zor olmamıştı.
Sayılı gün çabuk geçer diyorsun ya 40küsür gün hala daha insan zorlanabiliyor.
Neyse.
Sen sen ol asker yolu gözleme.
:(
------

Bu sene tiyatro sezonu açıldığında kendime söz vermiştim her ay kesinlikle 1 oyuna gidecektim.
Hatta en verimli ay ekim ayı olmuştu.
Ocak ayında hiç oyuna gidememiş olmam şubatı da tek oyunla kapatmam yüzünden mart ayında kesinlikle bilet almalıyım diye tutuşup iş güç, sonrasında olaylar olaylar derken aha dedim mart ayı da oyunsuz geçiyor iyi mi diye mızıklanırken Dünya Tiyatrolar Günü'nde kardeşimin oyununa ve hemen 2gün sonra Bahçeşehir Üniversitesi Müzikat Topluluğu'ndan  (BÜTM) arkadaşlarımın oyunlarına gitme şansım oldu.

Davetiyeyi ve bileti koymazsak olmaz.

Benden mutlusu yoktu.
Bir de ben şöyle bir durum var güleceksin belki ama kendi okulum olsun olmasın orada en ufak bir eğitim almış olsam da olmasam da okul ortamına girince ciddiyim pamuk gibi oluyor mutluluktan havalara uçuyorum. Hani bir mekan bir insanı anca bu kadar mutlu edebilir.
Oyunlara gelirsek, Soyut Padişah Ferhan Şensoy'un yazdığı güzel bir oyun. Daha önce başka bir tiyatro topluluğundan izlememiştim. Birkaç arkadaştaki eksiklik ve sonları doğru birazcık sıkmasının dışında çok güzeldi.
At ise Gyula Hay'n yazmış olduğu bir oyun. Simgeleştirme üzerine güzel bir oyundu. Bu oyunu da başka tiyatro topluluklarından izlememiştim. Oyuna gidene kadar da hiçbir bilgim yoktu. Kardeşimin geçen seneki oynadığı oyunda o kadar sıkılmıştık ki bu sene de sırf kalbi kırılmasın diye gitmiştim ne yalan söyliim. Ama bu sene gerçekten çok çok çok iyiydi. Gülmekten çektiğim fotoğrafların biraz fazlası bulanık çıkmış o kadar diyeyim sana.
ngkdfdgdbjgbndfgdjkg

Mart ayını  da tiyatroyla kapatmış oldum.
Sıradaki oyun 6Nisan'da Yaşar ne yaşar ne yaşamaz olacak. :)


-----

Aslında sana bunu anlatsam mı anlatmasam mı bilmiyorum.
Konuyu çok yüzeysel geçmeye çalışacağım ama senin de fikrini almak istiyorum.
Birkaç ay önce yazdığım bir yazımda bir etkinlikten bahsetmiştim sana. Elimden geldiğince ben de bir şeyler yaptım, doldurdum kutuyu gönderdim. Lakin kargom bana geri geldi. Alıcısı almamış vs. Karşı tarafa attığım maile de cevap alamayınca açıkçası üzüldüm. Odanın bir köşesinde öylece duruyor. Biraz daha beklesem mi karşı tarafı -vakti yoktur, hastadır, işgüç vs'dir diyerek- yoksa içine bir şeyler daha ekleyip burada hiç yapmadığım bir şeyi mi gerçekleştirsem :) Çekiliş gibi.
Ne diyorsun bu duruma?
Tamam belki de çok doygun bir kutu değil onu hazırladığım zamandaki bütçem biraz kısıtlı gibiydi :D
Kendim kullansam olmaz çünkü ürünlerin hepsi benim de severek kullandığım şeyler kendimde zaten var elimdekiler bitene kadar zaten bir köşede bekleyecekler.
Böyle de bir köşede durunca gözüme her iliştiğinde ben üzülüyorum. Neyse.
Fikrini yaz buraya.

Hadi öptüm, iyi geceler!

ps. Biraz daha bu yazıyı ertelersem yayınlamam yalan olacak 10gündür taslaklarda.

21 Şubat 2013 Perşembe

Ama Efes benim için hep özel.

Nbr?



Çok süper değil de ne? (:


Bilirsin Galatasaraylıyım. Amma velakin söz konusu basketbol olduğunda anlam veremediğim bir şekilde Efes Pilsenli bir insanım. Ah pardon Anadolu Efes. Söz yıllarda basketle olan ilgim gittikçe azaldı sadece maç sonucu ne olmuş bunu bilecek kadar bilgi edinirim. Hafız Galatasaray - Efes maçı olduğunda "efes kızı" diye takılır durur. :)

Lise 2de okulun götürdüğü  -yanılmıyorsam Euroleague maçıydı- maça son dakikaya kadar izin alamayıp, izin aldığında da evden KEREM TUNÇERİİİİİİİİİİİİİİ diye koşarak çıkan bir ergendim ben.
Kerem konusundaki ergenliğim hala devam eder.
Ne var canım hepimizin bir celebrity crush'ı vardır, benimki de o.

Bu arada en son ne zaman basket topunu elime aldım, hatırlamıyorum iyi mi?

Hadi iyi geceler sana.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Sevgili günlük vol.20 - Oysa ki tek istediğim sessiz bir ev.

Nbr?
Bugün aslında buraya yazmak istediğim başka şeyler vardır ama son 20dk'dır o kadar sinirliyim ki nereden nasıl başlasam bilmiyorum ama yazmazsam da rahatlamicam farkındayım.
Sinirliyim. Hem de çok sinirliyim.
Sabahın 7:45inde evden çıkıp 9buçuk gibi eve dönen bir insan olarak haklı olarak eve gelince sakin bir yaşam sürmek istiyorum.
Ama bu bizim evde pek mümkün değil!
Sürekli bir ses hali. Çünkü evde sürekli misafir var çünkü evde "ben sağır değilim sen sessiz konuşuyorsun." diye iddia eden bir anneanne var. O yüzden bizim evde son 1 aydır yüksek sesle konuşmalar mevcut.
"Sed bir derdin bu mu!" deme kafanı kırdırtma bana!
Evet derdim bu.
Bir de bu akşam yetmezmiş gibi yanlış anlaşılma üzerine akrabamın biriyle kavga ettim ki evlere şenlikti.
"Ya sana demiyorum senin konuyla alakan yok neden üstüne alınıyorsun."larla başlayan cümlelerim "eeeh be deli seninle mi uğraşacağım." şeklinde bitti.
Evin sessiz, herkesin kendi odasına çekildiği zamanları özleyeceğim aklıma gelmezdi.
Resmen şaka gibi.

27 Ocak 2013 Pazar

Sevgili günlük vol.19 - Trafik canavarı olmadan hemen önce.

Nbr?
Pazar gününün son saatleri diye resmen mutsuzluktan öleceğim resmen. Her hafta sonu aynı şey. Koca bir haftanın acısını hafta sonu çıkarmazsam resmen içim rahat etmiyor şu ara. Saçmalık oysaki.
Ama bak dün güzeldi hakkını yemeyelim şimdi.
Hafızım ilk çarşı iznine çıktı. İlk çarşı deneyimi olduğundan ve bilmediği bir şehirde olmasından mütevellit zamanı pek düzgün kullanamadık. Ama sürekli telefonda ve az da olsa skype görüşmesi yapıp özlem gidermeye çalıştık. Bu bize 2 hafta yetecek. Yani umarım, inşallah. -çok özledim!-

Bugün oflaya poflaya ilk direksiyon dersine gittim.
Bizim evde kimsenin ehliyeti yok. Kaç tane insanın babasının ehliyeti yoktur acaba. Benimkisi bir acaip. Hiç istememiş hiç ihtiyaç duymamış. Onca zaman başımın etini yedi. Kızım ehliyet al, kızım kursa yazıl diye hiç oralı olmadım. Şimdi ondan gizli kursa gidiyorum, sınavları da verip süpriz yapcam. (:
Neyse bugünkü dersten bahsedeyim sana.
Valla ne yalan söyleyeyim araba kullanmaktan, trafiğe çıkmaktan tırsmıyor değilim. Dediğim gibi evde ehliyeti olan bir baba olmadığı için babalara meraklı da değilim. Bu kış hafız askere gitmeden bana bir şeyler öğretmek istemişti ama ben panik halde aniden arabayı durdurup kendimi dışarı attım."Yok ben yapamıyorum ya!" diye söylenmelerim de cabası. Çocuk iyi katlandı o gün bana.
Hemen hemen benzer şeyleri bugün de yaşadım.
Önce bu havada ders mi olur diye kaçmaya çalıştım, sonrasında hoca anlatıp "hadi yer değiştiriyoruz" dediğinde mızıklandım.
Hoca halimden anladı, ilk derste sizden çok iyi bir performans beklemiyorum tabii ki dedi. Yarım saatin sonunda da hocanın dediğine göre bayağı iyiymişim.
BAYA İYİ!!
Ha bir de frene o kadar yüklenmemem gerektiğini söyledi.
:(
Abartıyorsun diyeceksin de gerçekten hiç benlik değil böyle şeyler. Neden bilmiyorum ama gerçekten benlik değil.


Söyle bakalım araç kullanmadan önce ya da kullandığın esnada özellikle dikkat ettiğin şeyler neler?
Benim gibi çömeze verecek tüyon elbet vardır diye düşünüyorum.
Öperim.


20 Ocak 2013 Pazar

Ben unutursam siz hatırlatın.

Bu ara üzerimde gereksiz bir gerginlik, sürekli bir "hadi ne olacaksa olsun." duygusu, bir sıkkınlık bir sıkkınlık. Tarifsiz. Pms'inde etkisiyle ben iyice çılgınlara bağlamış haldeydim.
Ofisteyken acaip yoğun olayım evraklara, sözleşmelere, tekliflere gömüleyim kafamı kaldırdığımda mesai bitmiş olsun istiyordum. Çünkü öyle bir haldeydim ki birisine çatmaktan korkuyordum.
Gereksiz gerginlikler işte.
Dün annemle alışverişe çıktım, dünyaları aldık ı ııh olmuyor o garip his gitmiyor da gitmiyor.
Akşamında hafızım arıyor konuşuyoruz. Anlayıp "neyin var?" diyor, "yok bir şey." diyorum, "aslında var bir şey de ne olduğunu bilmiyorum." diyorum.
Buraya kadar okuyup "bu kız zaten deliydi iyice balataları yakmış." diyebilirsin ki sen de haklısın. :)

Sonra bu gün hazırlanırken bir yandan şarkı mırıldanmaya başladım. Evdeysem, bir şeyler izlemiyorsam itunes  genelde açıktık. Ufaktan ufaktan bir şeyler çalar. Ama bu ara özellikle son haftalarda anca sabah ve akşam evden işe yollardayken müzik dinliyordum. Mırıldanmalar sesimin çıkmasına, sonrasında da bağıra bağıra şarkı söylemelere atladı. Sonrasında dedim ki bebeğim, sen ilacını unutmuşsun, şarkı söylemeyi unutmuşsun.
Sesim falan güzel de değildir he bu arada. Ortaokul ve lise zamanı toplamda 6 yıl koro çalışmalarında bulundum. Lise bittikten sonra arkadaşların zorlamalarıyla stüdyolara gidip onlar bir şeyler tıngırdatırken ben söylerdim. Diyorum ya sesim güzel değil diye, cidden değil yani. Hatta bence çok kötü bir sesim var. Ama bu kötü sesli deli şarkı söylemenin ona ne kadar iyi geldiğini, onu ne kadar rahatlattığını unutacak kadar delirmiş işte.
O yüzden diyorum ki ben unutsam sen hatırlat, üzerimdeki negatif enerjiyi şarkı söyleyerek atmam lazım. :)

Şimdi neyi mırıldanıyorsun dersen, arka fonda Mor ve Ötesi'nin son albümü çalıyor.
Öperim.
^^,


ps. Yarın doğum günüm içimde gram heyecan yok. Bu sene neden böyle oldu inan hiç bilmiyorum.

5 Ocak 2013 Cumartesi

Sevgili günlük vol.18 - Nasıl anlatsam bilemedim.

Hayır sana ara vermedim.
Sadece son birkaç gündür resmen 24 saat yetmiyor bana.
Uykumu tam alamayıp yorgun uyanmalarım da cabası bir de.
Geçmişte yaşanan olumsuz anıların şu anki iyi şeyleri etkilemesine izin vermemeye çalışıyorum, bakalım ne kadar başarılı olacağım.
Her konuda narsistlik yapabilecek kadar ukala olan ben bazı şeyler söz konusu olduğunda kendime güvenemiyorum. Özgüven sıkıntısı yaşıyorum şu ara resmen. Ama biliyorum geçer geçer.

Bir de bu ara neden bilmiyorum bu şarkıya inanılmaz taktım.
Sen bu şarkıyı kesinlikle biliyorsundur zaten tatlım, yeni bir şey değil.
Albüm halini daha çok seviyorum ama ne yalan söyliim. Ama orcinal videosunu koymak istedim, youtube'da dolanmaya üşendim.



Hadi öperim.
İyi geceler.



Dakikalar sonra gelen edit. Şarkının sevdiğim halini bulunca link bırakayım buraya istedim. Ne gerek varsa.
http://www.youtube.com/watch?v=quqE-oHrcLs