tiyatro tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2016 Salı

2 oyun birden: Profesyonel ve Hamlet!

Birkaç güne kadar diyip, yazıyı yarım bırakıp 20 gün sonra yayınlamak tabii ki benim işim.

Mart ayında 2 şahane oyuna gitmiş ama sana bunları anlatamamıştım.
Bahsedeceğim 2 oyunda İstanbul Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen ve bilet bulması zor oyunlardan: Hamlet ve Profesyonel. Oyunlarla ilgili yazıları yazmadan bitanecik arkadaşım Vişne'me tekrardan teşekkür ediyorum. Hamlet oyunu için biletleri sevgilimle bana şahane bir süpriz yaparak almıştı, Profesyonel içinse biletini bana vermeyi teklif etti. Önce kabul etmedim ama kozmos yine yaptı yapacağını ve Vişne'nin çok önemli bir vizesi ortaya çıkınca bileti yakmak olmazdı.

HAMLET
Oyunlara dair tek görseli bileti olan insan

William Shakespeare oyunlarını liseden beri fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum. Devlet Tiyatroları'nın Bülent Emin Yarar ile sahneye koyduğu tek kişilik Hamlet ise kafamda bir sürü soru işaretiyle birlikte biletini kovaladığım bir oyundu. Bilet bulmak zordu. Kafamdaki sorular ise bir hayli fazla. Daha öncesi 2 kere çeşitli tiyatrolarda oyunu izlemiş ve zamanında sevdiceğimin bana kitabını hediye ettiği için Hamlet'i çok iyi biliyordum. Ama dediğim gibi tek kişilik Hamlet nasıl olacak sorusu kafamda dönüp dururken Bülent Emin Yarar o şahane oyunculuğu, harika karakter ve duygu geçişleri ile tokat gibi cevabını yapıştırdı.
Konu hakkında minik bir özet geçmem gerekirse, Kral babası öldürüldükten sonra annesi ile evlenen ve bu sayede tahta geçen amcasından intikam almak isteyen Prens Hamlet'in hikayesinin anlatıldığı bir trajedi.
Şimdi ben böyle anlatınca "sen konuya baya hakimmişsin, bilmeyen gitme belki sıkıntı yaşar, bir şizofrenin duygu geçişlerini anlatan bir W.Shakespeare oyunu sanabilir." diyebilirsin. (Ben de sana cevap olarak "lisede edebiyatta hiç mi Shakespeare'ı işlemediniz?" diyebilirim aslında ya neyse dkjfgnjdfkgnd) Gitmeden önce Hamlet hakkında internette şöyle bir göz atmanı tavsiye ederim bir de şansın yaver giderse bileti önden almaya çalış derim. Karakter geçişlerini önden izlemek şansa belki Bülent Emin'le göz göze gelmek daha da etkileyici kırabilir.


PROFESYONEL

Oyunlara dair tek görseli bileti olan insan vol.2
Bu oyunla ilgili nereden başlasam acaba? 4 sezondur bilet kovalayıp bulamamamdan mı, beklentilerimin bu yüzden inanılmaz yüksek olduğundan mı, gidenlerden hiç kötü bir yorum duymamamdan ve bu yüzden bir nevi benim için "arzu nesnesi" haline gelmiş olmasından mı?
Öncelikle şunu söylemeliyim Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler'in oyunculuğu oyunun kurgusunun çok çok üstünde. Kurgu ve konu çok güzel ama bilmiyorum başka oyuncular oynasaydı bu kadar beğenir miydim, beğenilir miyim merak ediyorum. 
"İnsan geçmişini değiştirebilir mi?" sorusuyla başlıyor Yetkin Dikinciler daktilosunun başında. Sonrasında yine bir "ulan keşke önlerden izleyebilseydim" cümlelerini kurmama sebep olan ön sıralardan seyircilere soru sorarak devam ediyor. Tüm bunlar olup mesleğiyle alakalı bir konuyla alakalı şikayetlerde bulunurken elinde bir koca valizle Bülent Emin Yarar içeri giriyor ve hikaye başlıyor. Zamanında meydanlarda, topluluklarda barış ve kardeşlik için söylemlerde bulunan bir adamla onu senelerce takip etmiş bir polisin seneler sonra karşı karşıya gelmesini anlatan şahane bir oyun. 
Şansım yaver giderse bu oyunu tekrar izlemek istiyorum. Çünkü anlattıkları, hissettirdikleri çok güzeldi.

Gecikmeli olsa da benim sana anlatmak istediğim oyunlar bunlardı. Aradan bu kadar zaman geçince toparlaması tabii ki zor oldu ama yine de gitmek istersen aklında bir fikir olması için buraya not düştüm.
Bir sonraki görüşmeye kadar, öpüldün.

9 Şubat 2014 Pazar

İzledim, yazdım vol.3 (tiyatro): Gerçek Hayattan Alınmıştır

Vakitsizlikle üşengeçlik arasında gidip gelen insan olmak zor.
Söz konusu kendim olunca hele daha da bir fazla oluyor bu. Ama bitanecik Vişne  keşke daha çok yazsan diyince gene koştum geldim sana.
Çok aksatıyorum, ekim ayında izlediğim oyunu daha ancak şimdi yazıyorum ama inan bu oyun bu sezon gittiğim beni en en en çok etkileyen oyun. En hayran kaldığım, sonunda salya sümük ağladığım.

görsel: kumbaraci50.com
Uzun bir süreden sonra bir araya gelen anne (Tomris İncer)  ve oğlu (Yiğit Sertdemir).
Geçmişin silemediği yaralar, sıkıntılar, hesaplaşmalar derken aslında anne-baba olmanın ne kadar da zor olduğunu anlatan bir yandan da ebeveynlerin farkına varmadan çocuklarında nasıl derin yaralar açtığını gösteren çok gerçek bir oyun.
Cidden çok gerçek.
Bu oyuna gittiğimden beri kendi içimdeki çıta çok yükseldi.
Yiğit Sertdemir'in daha önce Devlet Tiyatrolarında sahnelenen Surname 2010 oyununa da gitmiştim ama bu oyundan sonra kendisi takibe aldım ve hedefim tüm oyunlarına gitmek. Geç kaldığım, geç keşfettiğim için ne kadar hayıflandığımı tahmin edebilirsin bence.
Mekandaki sahne itibariyle oyunun ve oyuncuların içinde bulunca kendimi sanırım ister istemez fazlasıyla etkilendim.
Biliyorsun izlediğim, okuduğum şeyleri çok güzel anlatmaya beceremem spoiler verme korkusundan ötürü.
Sed bana bi oyun öner dersen kesinlikle git izle derim.

http://kumbaraci50.com/



ps. Bir sonraki yazacağım oyun Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Hıdırellez olacak, haberin olsun. Öptüm.

28 Aralık 2013 Cumartesi

İzledim, yazdım vol.2 (tiyatro): Hakiki Gala

Nbr?

İzlediğim oyunlardan bahsetmeye devam edeyim diyorum.
2014 yılında gitmek isteyebileceğin oyunlar konusunda fikir vermiş olurum belki.


Ekim ayında Kumbaracı50'de izlediğim Hakiki Gala'dan bahsetmek isterim sana.
Kumbaracı50'de ilk izlediğim oyun olur ayrıca kendisi.



Tiyato Totem'in Hakiki Gala'sı 1 saat 10 dakika süren, Müesser Hanım (Ayşe Selen) ve Lütfi Beyin (Şehsuvar Aktaş) gazetelerin 3.sayfalarından alınmış bir komedi.  Gazetelerin 3.sayfaları ve televizyonlardaki hem en çok eleştiriyi hem de en çok reytingi alan programlarının harmanlamasıyla oluştururmuş güldüren ve aynı zamanda oyuncuların mükemmel performanslarıyla hayran bırakan bir oyun.


Oyun yanılmıyorsam birçok yerde sahneleniyor. Takip etmende fayda var. Ben Kumbaracı50'de keyifle izledim.
Kesinlikle tavsiye ettiğim bir oyun!
Git izle pişman olursan gel kız bana.
:)

23 Aralık 2013 Pazartesi

İzledim, yazdım vol.1 (tiyatro): Buluşma Yeri

Nbr?
Başkası olsa 500 kere yazar, hatta gittiği oyunları aylık olarak yazardı.
Ama ben söz konusu sana yazmak olunca iflah olmaz bir tembel olunca tabii ki gecikti.
Neyse.
Ekim ayında kendi rekorumu kırmış ve 5 oyuna birden gitmiş birisi olarak sana gittiğim oyunlarla ilgili yazı yazmazsam içimde kalır. Geçtiğimiz sezonlarda bu kadar oyuna gitmiyordum, gidemiyordum. Ve sadece İBB ve DT oyunlarına gidiyordum. Bu sene özel tiyatrolara da merak sardım ve çok iyi yaptım.
Sevdicek, ben ve bir çift arkadaşım olarak oluştuğumuz grubumuz iyi / kötü demeden vakit ve nakitimizi ayarladığımızı her oyuna gitmeye çalışıyoruz. "Etkinlik arkadaşlığı" biraz da bu galiba.

Uzatmayayım ekim ayında ilk gittiğim oyun olan, Buluşma Yeri'nden bahsetmek istiyorum sana.


Oyundaki şehrin insanları, öldükten sonra gittikleri "Buluşma Yeri"'nde, hayattaki yakınlarının küçük hesapların peşinden koştuklarını görürler. Yaşarken gerçekleştiremedikleri hayallerini, burada gerçekleştirmeye çalışırlar. Gerçeği ve hayatı anlamak için ölmek mi gerekir sorusunu sorduran bu oyun, Buluşma Yeri' ndekiler tarafından cevaplanır: "Burada her şeyi anladık, her şeyi ama çok geç..."

İBB Şehir tiyatrolarında açıklaması aynen bu şekilde olan oyunun.
Öncelikle söyleyebileceğim büyük bi beklentiyle gitmezseniz seversiniz. Biraz fazla uzun geldi bana. Bir de Muhsin Ertuğrul Sahnesi gibi küçük bir sahnede sanki sesle ilgili bir sorun vardı. He ben sevmedim mi? Asla öyle bir şey yok. Bir itiraf çok çok çok kötü olmadığı sürece hiçbir oyuna kötü diyemem. Tiyatroya saygım sonsuz çünkü.

Bu sezon izlenebilecek oyunlardan. Denk gelirseniz izleyin derim.

"İnsanlık tarihi savaşların tarihidir. Arada bir yeni silahların icat edilmesi ve eski silahların temizlenmesi için ara verilir. "

Ps.Yazıyı yazıp 10 gün sonra yayınlamamış olmam da ayrı bir saçmalık.

6 Aralık 2012 Perşembe

İstanbul Efendisi ve büyük buluşma!

Naber yavrum?
Oyuna gideli bir hafta oluyor ama yazamadım işte.
Yoğunluktan da değil hani, üşengeçlikten valla.
Ama bu oyun daha bir özel.
Çünkü ailece gittiğimiz ilk oyun. Artı yanımızda misafirimiz biricik hafızım da vardı.
Kehkehkeh.

Şehir Tiyatroları İstanbul Efendisi için şöyle yazıyor,


Kendine damat beğenen bir baba kızının başka birini sevdiğini öğrenirse ne yapar? Savletî Efendi, kızının gönlüne yön vermek için cinlere perilere bel bağlamıştır... Musahipzade Celâl, İstanbul Efendisi ile Osmanlı'nın Lale Devri'nden sonraki gündelik yaşantısını ve sosyal ilişkilerini hicvediyor.

Engin Alkan'ı TRT'de oynadığı 7.Numara adlı dizide tanımıştım. O zamandan beri çok çok çok severim. Ayakta alkışlanacak insan! Bu sezon hem oynadığı hem yönettiği iki oyunda da kendisine hayran kaldım! Emeğine yüreğine sağlık. (Tarla Kuşuydu Jüliet'e de kesinlikle gideceğim! )
Bunları söyledikten sonra oyunun diğer oyuncuları hakkında da söz etmezsek olmaz.
Sevinç Erbulak'ı ve Çağlar Çorumlu'yu ilk defa sahnede izledim. Çağlar Çorumlu'nun oyunculuğu dillere destan. Bayıldık ailece.Komik. Çok komik.
İzlediğim oyunlar hakkında spoiler vermemeye çalışıyorum ki meraklan ve git diye. Bundan önceki yazımdaki oyunlara da gidin dedim ama senin için biraz hatrım varsa cidden git bu oyuna. BAYILACAKSIN!
Bir itirafta bulunayım, ben biletleri Lüküs Hayat için almıştım taa ekim ayının başında. Kasım başı mail geldi. Oyun programında değişiklik diye. Belki biliyorsundur. Zihni Göktay rahatsızlandı. Acil şifalar diliyorum kendisine. Umarım bir an önce sağlığına kavuşur.  O sebeple Lüküs Hayat biletlerimiz İstanbul Efendisi'ne döndü. Ailecek ilk defa tiyatroya gidecektik. Oyun hakkında olumsuz bir yazıya hiç denk gelmedim. Bir de Engin Alkan yönetmen olunca tamam dedim sorun yok.
Ama diyorum ya sana git bu oyuna. Arkadaşlarımı ayarlayabilirsem ben bir daha giderim diye düşünüyorum.
Kağıthane Sadabat Sahnesi'nde izledik biz. Genişçe bir salon. İyiydi.
Oyundan çıktığımızda gülmekten yüzümdeki tüm kaslar ağrıyordu.
Dedim ya sana spoiler yok diye. Git izle, gül-eğlen beni hatıla.

Gelelim o akşamın bombasına.
Lüküs Hayat'a ailece gitme konusunda önce kardeşim semito ve hafızımla birlikte gitmeyi planlıyorduk ama babam böyle bir şey teklif edince, "benim daha önceden başka bir arkadaşımla planım vardı ona ayıp olacak." diyince annem konuya el attı : Arkadaşında gelsin. Arkadaşım diye bahsettiğimin kim olduğunu bildiğinden bir şey çaktırmadı babama.
Oyun günü gelince de oyuna 20dk kala oyuna gittik, bizden bir 5 dakika sonra da hafız geldi.
Ailemden sana çok bahsetmedim galiba. Sanırım bir yazımda babamda bahsetmiştim. Ters bir tepki vermeyeceğini biliyordum. Adam pamuk şeker. Hafızı şöyle bir süzdü, tanıştı. Ha ertesi gün bana bir sürü soru sordu tabi dfjkgdjngdjkfng. Olsun. Annem göründüğünün aksine inanılmaz çekingendir. Oyuna girmeden ve oyun arasında az biraz sohbet etti. Ertesi gün tabi başımın etini yedi çocukla çok konuşamadım, ayıp oldu vs diye. jfbgjdkfbgdjkgn Sana diyorum ailecek deliyiz.

Babam : Kızım dün akşamki arkadaşın .................(20dk sonra) nereden arkadaşın?????????

Ama sandığımdan, düşündüğümden çok çok çok daha güzel geçti.
Bir önceki hafta da ben onun annesi ve teyzesiyle tanışmıştım ondan da upuzun bir post olur da yazmıyorum. Nazar!
Anlayacağın 2012 yılı bitmeden ve bitanem askere gitmeden ailemle tanıştırabildim. Benim de çılgın projem buydu işte! ldfgnlkdfngdlng
Askerlik dedim de, ayın 12sinde askere gidecek hafızım.İlk defa bu kadar uzun süre ayrı kalacağız. O yokken kendimi öncelikle derslere sonra da tiyatroya, sinemaya veririm sanırım. Sonra da gelir sana anlatırım...

Eh akşam akşam bu kadar çene yeter.
Yazılar ayda 1e düştü. En azından yaşadığımı biliyorsun.
Meraklanırsan twitterıma ve müzik kutum olan tumblra bak kesinlikle yaşam belirtisi göstermişimdir.
Hadi öptüm kocaman.
İyi geceler. ^^,

12 Kasım 2012 Pazartesi

weba gururla sunar : 3 oyun birden!

Bir önceki yazımda gaza gelip "sen bunu okurken yeni yazı gelebilir." dedim ama gördüğün gibi gelmedi. Neden? Çünkü ben üşengeç bir insan oldum çıktım şu blogta. Grace olmasa, o dürtüklemese yazı yazmak aklıma gelmicek sanırım.
Neyse.
Lafı daha fazla uzatmadan size geçtiğimiz ekim ayında gittiğim 3 tiyatro oyunundan bahsetmek istiyorum. Spoiler vermemek adına (zor olucak ama deneyeceğim. :)  ) sadece İBB Şehir Tiyatroları'nın sitesinden alıntı yapacağım. O yüzden sonrasında vay efendim yazın çok basit olmuş şu bu demeyin.

Vişne Bahçesi için İBB Şehir Tiyatroları'nda şöyle yazıyor,


Aristokrat bir ailenin son fertleri tüm servetlerini tüketmişlerdir. Ellerinde kalan son şey olan vişne bahçesiyle çevrili çiftlikleri ise borçlarından ötürü satılmak üzeredir. Üretmeye ve çalışmaya alışık olmayan bu insanlar; kapılarını sıkıca kapadıkları evlerinde, servetlerinin son kırıntılarını tüketirken, dışarıda yaşanan büyük değişim, sadece o ünlü vişne bahçelerini değil, eskiden olduğu gibi sürdürebileceklerini sandıkları yaşamlarını da tehdit etmektedir. Çehov, "değişim" denilen süreci sorgularken, 19. yüzyıl sonu Rus aristokrasisinin çözülüşüne ve çöküşüne tanıklığa çağırıyor.
Bir çoğunuz eminim benim gibi Anton Çehov'un hikayelerini lisedeyken ya zorunluluktan ya da kendi isteğiyle okumuştur. Ben açıkcası zorunluluktan okuduğum halde pek sevmiştim. Yıllar sonra hikayenin oyununa gitmek ise ayrı güzeldi. Engin Alkan'ı oyuncu olarak çok sever ve beğenirim. İlk defa yönettiği bir oyunu izledim. Işıklar, sahne, dekor, oyuncular çok güzeldi. Ama sanki biraz fazla mı uzundu? Özellikle son sahneler. Seneler önce gittiğin, bıraktığın yerlerden artık tamamen ayrılmak zordur, anlayabiliyorum ama sanki o kısımlar fazla uzatılmış, izleyiciye zoraki bir duygu yaşatılması çalışılmış gibi. Belki de oyun bu yeni kadrosuyla ilk kez bu sezon çıktığı içindir. Zamanla oturacağına eminim. Rus Edebiyatına ilginiz olsun ya da olmasın kesinlikle izleyin.


Surname 2010 için ise yazılan şu şekilde,


Kocasının ölümünün ardından açtığı sahafında, özel bir nedenle geceyi bekleyen Sühendan Hanım, kocasına ait hiç görmediği notlarla karşılaşır. Bu notlar, kocasının kendisi için düşündüğü "sözde şenliğe" dair fikirleri içermektedir. Yazılanları şaşkınlıkla okumaya başlayan Sühendan Hanım; kendisini bir düşün içinde, geçmiş ile bugünün İstanbul'u arasında gerçekleşen bir şenliğin tam ortasında bulur.
Kukla sever misiniz? Umarım benim gibi sevip sevmediğini bir türlü kestiremeyenlerden değilsinizdir. Sen çocukluğun boyunca Susam Sokağı'yla, The Muppet Show'la falan büyü (hatta hala daha izle.) ama gittiğin tiyatro oyununda koca koca kuklalar çıksın bir tedirgin ol. Yoo Sed yoo olmaz. Ama oldu valla. Bilmiyorum belki beni rahatsız eden kuklaların suratlarıdır. Prodüksiyon çok iyi çalışmış, gerçek bir emek var belli. Surname'nin ne demek olduğunu biliyorsanız zaten olayın azıcık da olsa Osmanlı'yla ilgisi olduğunu anlarsınız. Güzel. Ama sonralara doğru kendini tekrar edip biraz sıksa da eğlendim. Özellikle "İstanbulbazlar"ın oynadığı kısımlar güzel tespitlerle ve bol kahkahalarla doluydu. İstanbulbaz ne derseniz, gidin hemen izleyin derim.


Ve geldik son oyunumuz Oyun'a -Oyun'n afişini bulamadım bu arada.-


Beckett'in sahne ve radyo için yazdığı oyunlardan derlenen "Oyun", özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra meydana gelen değişimler, yeni toplumsal yapılanmalar sonucunda, bireyin duyduğu yalnızlık ve çaresizliği yansıtıyor. Oyun, günümüz insanın değişmeyen ve günden güne çoğalan çelişkilerini, yaşamın artan yükünü kaldıramayışlarını yalın ve çarpıcı bir üslupla sahneye taşıyor.
Öncelikle özür dileyerek başlayacağım, sevmedim ben bu oyunu. Evet anlattığım diğer 2 oyundan da daha fazla emek var. Yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibi 3x5'lik bir kutunun içinde sahneye çıkıyor oyuncular. Kadın erkek ilişkilerine dair bir hikaye. Hatta spoiler vereyim bu sefer, 2 kadın 1 adam. Bütün cümleler öncelikle karışık bir şekilde rastgele oyuncular tarafında söyleniyor, tekrar tekrar tekrar tekrar... 2. kez söylediklerinde olayı anlıyorsunuz zaten. 3-4-5 kez aynı şeyler devam ediyor. Sonrasında da son bir kez en baştan olayı anlatıyorlar. Modern tiyatroya örnek gösterilen bir oyun. Doğrudur. Ben yalnızca izleyiciyim ve izleyici olarak size söyleyebileceğim, eğer 55dk tek perdelik bu oyuna dayanırım diyorsanız gidin. Üzgünüm ben ben çıktığımda başımda kocaman bir ağrı vardı.


Ekim ayında gittiğim oyunlar bu şekilde. Bu ay sonunda 1 oyuna gideceğim. O da süpriz olsun. Onu da yazarım. Bu gidişle bir sonraki yazı da bu ay içerisinde gittiğim filmler olacak.
Öpcükler efenim bir sonraki yazıda görüşürüz!