içsel haykırışlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içsel haykırışlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2011 Çarşamba

isyanım var

Blogger.com.
DNS ayarlarını özenle değiştirdiğim halde ofisteki pc'mden giremediğim zamanlarda kumanda panelinde neler olduğunu göremediğimden kim ne yazmış ne zaman yazmış hepsi çorba oldu.!
He derseniz ki eve gittiğinde baksana.
Eve gittiğimde kafamda o kadar çok şey oluyor ki aklıma bile gelmiyor !
Valla sinire bağladım.
Şimdi hazır girebilmişken içimdeki birikmiş siniri buraya kusayım dedim ki ileriki nesillere ibret olsun.


ps. Ben yazmıyorsam sizi okuyorum sanmayın, okumak için bi taraflarımı yırtıyorum. Okuyorum.

4 Mart 2011 Cuma

Annesiyle arası mütemadiyen iyi olan, en yakın arkadaşı annesi olan, her konuştuğunda annesi tarafından dinlenen insanlar, sizi çok kıskanıyorum.

He benim annem mi ?
Süper hatundur amma velakin şu ara yıldızımız barışmıyor.

28 Şubat 2011 Pazartesi

Tamam belki sinemayla o kadar ilgili alakalı her gün bir film izleyip sinema hakkında ölümüne bilgi sahibi bir insan olmayabilirim.
Ama !
Christopher Nolan'n hakkı yendi be !
Hadi onu en iyi yönetmen kategorisine koymadınız eyvallah, Inception nasıl ödül almaz lan bana bunu açıklayın.

Bir daha da Los Angeles'a gitmem arkadaş.



ps. The King's Speech'i izlemiş, "olm Inception almazsa bu alsın" demiştim ama o kadaar da içten söylememiştim.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

internet alemindeki sülale üyeleri..

Sülalemden birileri beni internette takip etmeye sonrasında beynimi sikmeye bayılıyor.

Son olay da twitter'da yazdığım bir tweet'le ilgili yengem aradı. Bir arkadaşım söyledi dedi. İnatla o arkadaşının kim olduğunu sordum cevap vermedi arada ben kalıyorum falan dedi ama inanın bu tarz olaylardan o kadar bunaldım ki.
Bu tarz bi olay geçen sene facebook'ta pamuğumla birlikte koyduğum fotograflarla başladı. O günden sonra sülaleden (özellikle baba tarafımdan) güvenmediğim kim varsa sildim. Evet sildim. Sizinle mi uğraşacağım ben ya. Sonra da bana gelip aaa beni silmişsin dediler. Yok dedim facebook hesabımı kapattım. Evet kapattım ve bulamayacağınız bir şekilde tekrar düzenledim. Eminim göbeğiniz çatlıyor onu bulabilmek için.
Twitter'ı nasıl buldunuz bilemiyorum. Yüksek ihtimal 6senelik nick'im el verdi. Blogu bulabileceğinizi sanmıyorum açıkcası. Okursanız da çok da umurumda değil annem bile biliyor yani blogumu ve yazdıklarımı. Yaşadıklarımı yazıyorum sonuçta ve ailemden de sakladığım yok.
Daha doğrusu annem her zıkkımı biliyordu ama bu akşam ki böğürmelerim sonucunda babam da öğrendi. Lanet olsun size, sizin gibi sülük, ay bizim deli nerede ne yapıyor diye beni fellik fellik arayan insanlara. Arayın okuyun umrumda değil ama bunu bana karşı kullanma olayınızdan vazgeçin. Çocuk muyum ben ya ? Babama mı şikayet edeceksiniz ? Ah keşke etseniz. Babamın lafları benimkilerden de ağır direkt ağzınızın payını alırsınız.
Ben bunları neden yazdım. Belki okursunuz diye yazdım sevgili sedafanları. Bilip bilmeden üstünüze alınma kompleksinizden de belki vazgeçersiniz.
Twitter olayına tekrar gelirsek profili kilitlemeyi düşündüm sonra aaa bak işte bana demiş aaa bak sana demiş işte kaçıyor laflarını duymamak için yapmadım.
amma velakin nick değişikliğine gideceğim. Ya da url değişikliğine çok da ciddiyim bu sefer.
Ben sizin ne yaptığınızla zerre ilgilenmezken siz de benimle ilgilenmeyin lütfen. Çünkü sadece mide bulandırıyorsunuz. Önceden egom pompalanıyor gibi olmuştu aaa benle ilgileniyorlar demek ki bu kadar kıskanıyorlar falan diye kendimi avutuyordum ama kimsenin kalbi kırılmasın tanıdıktır ama sülaledendir bilmem ne diye ama artık sadece mide bulandırıyorsunuz o yüzden bence vazgeçin !

29 Haziran 2010 Salı

boğmayın beni.

Esasında mütemadiyen insanları dinleyebilen bir yapıya sahibim. Sonuna kadar sabırla dinleyip kendimce çıkarımlar yapıp akıl bile veririm genel de işe yarar da. Post modern Güzin abla diyebiliriz belki de ama bazen hep aynı dertten gelen arkadaşlar cidden boğucu olabiliyor. Bilemiyorum belki de benim ters tarafıma denk geliyor dinlemeue bile halim olmuyor.

Örnek vermek gerekirse benim bir arkadaşım var, aslında kızı cidden çok seviyorum ama yaklaşık 2 yıldır bir adamdan bahsediyor. İlişki ne uzuyor ne kısalıyor. Kızımız adamı çok seviyor evlenmek istiyor onunla adamsa ben polisim işim şöyle kötü böyle kötü bilmem ne diye biraz sallamaz biraz da cidden işinin verdiği zorluktan ötürü onu üzmemeye çalışıyor. Neyse efenim bir dargın bir barışık ilişkinin ciddi ciddi bi yere gittiği yok. Normalde " dost acı söyler." lafının en canlı örneğimdir. Karşı taraf istediği kadar üzülsün, bazı zaman umrumda bile olmaz eğer o üzülmenin sonunda cidden onun için doğrusu yatıyorsa o "acıyı" söylerim ona. Bu hatuna da çoğu zaman yaptım lakin dinlenmedim. Mantığıyla değil de kalbiyle hareket etti vs. Olur böyle şeyler hangimiz her zaman mantığını dinliyor ki değil mi ? Ama ama ama son bir kaç haftadır öyle boğuldum ki. Kızımız her msn messenger'da görse her zamanki gibi "nbr nasılsın?" cümlelerinden sonra "o böyle yaptı böyle dedi"lerle devam ediyor akabinde ben ne yapsamlı cümleler kuruyor sonrasında ise "ne yapmalıyım sence ?" lerle topu bana atıyor ben de bu konuyla ilgili kalan son sabırım ile akıl vermeye çalışıyorum. Ama genelde benim dediğimi aksini yapıyor.
Bu durumdan bıkmış bendeniz ise bir süre önce hatunu msn'de engelledim. Telefondan ulaştı. Telefonlarını açmasam mesaj attı. O da olmadı facebooktan ulaştı. Hayır kalbi kırılmasın diye siktiri de çekemiyorum ki.
Benim dediklerimi yapın ben bayan doğruyum demiyorum ama lütfen yani birazcık da karşınızdakini düşünün. "abi ben bunun kafayı sikiyorum ama bu sıkılmadı mı ya ?" diye düşünün ya da arada bana diyin dimi " ya bebeğim sıkıyor muyum ?" emin olsun nezaket için "yok tatlım devam et sen dinliyorum." derim ama bazen de benim bunları duymaya ihtiyacım var. Şak diye sanki sadece dünya sizin etrafınızda dönüyormuş gibi sorunlarınızla gelmeyin bana yeminle boğuluyorum şu ara. Çünkü o siktiminin dünyası benim de etrafımda dönüyor !

21 Nisan 2010 Çarşamba

rezillik.

En güzel, en süper, en en en iyi not beklediğin sınavdan 40 alıp oturmak ?
Kötü geçtiğini söylediğim sınavlardan 10 alırsam şaşırmam sanırım.
Yukardaki sonunda belamı verdi bence.
Aferin bana...

12 Mart 2010 Cuma

içsel haykırışların dışsal pöykürüşü

Kedilerdeki "mart" sendromunu anlıyorum da insanlardaki, mart geldi heyo bahar geldi, olayını hala anlamış değilim.
Bunun sebebi sanırım ilkokulda hani sınıfta en arkadaki kocaman uzun panoya asılan mevsimler ve aylar tablosu. Mart aynı ilkbaharda gören arkadaşlar hala daha bunu böyle sanmakla birlikte her güneşi gördüğünde çoşmaktalar. Oysa ki unutmayalım ki mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır canlarım ciğerlerim. jsfdkjfhdgdfgdlk.

Şu haftanın ne kadar boş ve anlamsız geçtiğini, bunlar yetmezmiş gibi bir de üstüne bu hafta sonu burada olacağımı ve en fanası sevgilimi çok özlediğimi biliyor musunuz ?

Bu aralar çok uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarım benle iletişime geçer oldular. Aradan uzun seneler geçmiş olmasına rağmen herşeyin bu denli güzel olması süper.

Uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarımın yanı sıra bir de uzun yıllardır arkadaşım olup bu ara mesafe koyduğum insanlar var. Çelişkilerle doluyum dimi ? (:

Bazen birşeyleri düzeltebileceğimi bildiğimiz halde karşı taraftan bekleriz ya, karşı taraf da aynı şey bizden beklendiğini bildiğimiz halde inatla düzeltmeyiz ya hatalarımızı, sorunlarımızı işte o zaman illet oluyorum.

Başkalarını üzmemek adına "yapmadığım şeyler" beni git gide daha çok üzüyor.

Ve ders çalışmayı her ertelediğim gün kendime daha fazla kızıyorum.



İyi hafta sonları. (:

p.s. Ces, özledim seni.

26 Şubat 2010 Cuma

Bir cuma öğleden sonra alınmış kararlar silsilesi.

Bu bloga ilk başladığım zamanlar üniversiteye yeni başladığım zamanlara tekebül etmektedir. Senelerdir içimde yazma isteğinin tavana çıktığı o dönemde blog açmıştım. Amma velakin o zamanlar laptopumu yanıma almayışım ve kaldığım yerdeki ortak kullanımdaki bilgisayarları kullanmamaktaki direncim yüzünden yazılar genelde gecikmekte hatta aklımdaki çoğu şeyi yazmamaktadım.
Bu sene başında laptopu değiştirmem ve Tekirdağ'a okula dönünce herşeyin değişeceğini, oralara buralara karaladığım yazılarımı artık düzenli geçirebileceğimi düşünürken işler pek sandığım gibi gitmedi.
Hep bir bahane içinde aklımdakileri yapamadım.
Hala daha yapamıyorum mesela.
Beni bu kadar çeken ne bilemiyorum.
Belki ilginç bişeyler yaşamadığım.
Belki de her yazı yazmaya başladığım etrafımda dinlemediğim Türkçe pop şarkıları söyleyen ev arkadaşlarımdandır. Bilemiyorum. Evet kesinlikle onlar. çjfgkjdflgjdlgd. Şuan olduğu gibi.

Bu boş günümde uyanmamla birlikle aldığım kararlar var. Okulla ilgili, arkadaşlarımla ilgili, geleceğimle ilgili. Ve blogla ilgili. Blogla ilgili kendime son şansımı veriyorum. Olmazsa yazmaya uzun uzun bir süre ara vereceğim kesin.

Ve son olarak bugün uyandığımda ilk duyduğum şarkıyı sizlerle başlaşmayı bir borç bilirim.



p.s : Bu şarkıyla uyanmış biri ne kadar sağlıklı kararlar alır ki lan ?! demeyin.

Herkese iyi haftasonları.!

8 Şubat 2010 Pazartesi

Bıktım vol.bilmem kaç

İnsanlara birşeyler anlatmaktan,
etrafımdaki insanların yanlarındaki kımıl zararlısı yalakalara sırf kalpleri kırılmasın diye tahammül etmekten,
yanlış anlaşılmaktan,
sömestrımın bombok geçmesinden,
annemle aramızdaki gereksiz gerginlikten,
"ben" merkezli insanlardan,
dikkat çekmeye çalışan insanlardan,
abarttanlardan,
tek dertli kendisinin olduğunu sananlardan,
ukalalardan,
salaklardan

BIKTIM !

26 Ocak 2010 Salı

isyanım var..

Sen istediğin kadar önemse kimse aslında senin önemsediğinin farkında değil ve ne kadar uğraşırsan uğraş senin istediğin kadar beyaz olamayacak hiç birşey. Gerekçe ve açıklaması da yok. Bunlar okununca gene yargılanacaksın gene "Sedaaağ noldu" diyecekler kendi doğrularınca konuşacaklar ve seni alt etmeye çalışacaklar ve sen her zamanki gibi cümleleri toparlayıp da kendi içini gösteremeyeceksin. vs. vs. vs.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Ben doğdum lan. ~21

Bu yaşa böyle final haftasının tam da ortasında girmek istemezdim. Zira 21 bunu hak etmiyor ama kader be anacım.
Geride bıraktığım 20.yaşım sanırım benim için en önemli yaşlardan biri.
Her şeyin büyüklerini yaşadım bu yaşta. Her duygunun, her olayın. Aldıklarının yerine belki dolduramadım. Bilemiyorum. Ama 20.yaş benim için hep özel kalacak. 21.de 20’yi aratmamasını diliyorum.
Uzun uzadıya yeni yaşıyla ilgili yazı yazanlara imrenirim. Bir senesinin raporunu falan yapanlara da. Yılbaşından 21 gün sonra doğmanın kötülüğü bu işte. Keşke yılbaşında "öğrendim" diye o raporu yazmasaydım. Şimdi yazar havalı olurdum. Keh keh.
Neyse. 21. 

30 Aralık 2009 Çarşamba

2009 raporum ~ öğrendim.

Yapmiiicaaam yapmiiicaaam diye kendimi sıkarken yılbaşna 1 gün kala kendimi tutamıyor ve 2009'u kendi gözümde değerlendiriyorum.

Geçen yılbaşında, yeni yıl arifesinde herşey mümkündür diyordum kendim için, kalbim için bi sürü dualar edip burç yorumlarının da gazıyla 2009un benim senem olmasını diledim durdum. Yılbaşı gecesi bekledim durdum. Küçük cocukların Noel babayı bacadan beklemesi gibi birşeydi bu ama fark etmediğim bir şey vardı; bizim evin bacaları kapatılmıştı. Anlamam geç oldu.

Ocak ve şubat benim için gerçekten zorlu geçti. Bitmeyecek sandığım depresyon ve teenager kafası o kadar abartılmıştı ki içimde kaptırmış gitmişim. Taa ki 2 şubata kadar. 8 gün sonraya başlayacak süper bir ilişkinin ilk belirtileriydi. (:

10 şubat benim için bir milat. Çağlar <3

Okul, dersler, istanbul, sevgili arasında koşuşturup giderken herşeyi yerli yerine oturmaya herkesin gönlünü hoş etmeye her zamanki Seda olmaya çalışırken birden anladım ki bazen gerçekten bi seçim yapmam gerekiyormuş. Yaptım da. Hayatımda ilk defa hata diyerek başladığım birşeyin hala daha süpersonik bir şekilde devam ettiğini ve öyle devam edeceğini bilerek yaşıyorum (AMİN)

Her ne kadar onları anlamasan da her ne kadar onlarla aynı frekanstan olmasan da insanların yanında belli kalıplara girmem gerektiğini öğrendim.

Bir çok kıza göre odun olduğumu öğrendim. (: ahaha.

Bloga yönelmenin bana iyi geldiğini keşfettim mesela yazabildiğim kadar çok yazı yazdım. Defterlere yazdıklarımın bir çoğunu buraya yansıtmadım ama. Bu sefer gerçekten de ilgi odağı olmak istemiyordum. Az kişi okusun, az kişi bilsin istedim. Sanırım amacıma da ulaştım.

2009'da ciddi düşünmeyi öğrendim.

İnsanların gerçekten günü geldiğinde hayatımdan çıkmaları gerektiğini ruh ikizi kavramının benim için olmazsa olmaz değilmiş bunu öğrendim.

Babamı karşıma çekip ilerde yapmak istediklerimi açıkca anlattığımda beni can kulağıyla dinlediğini gördüm, öğrendim.

Kuzenlerim dışında sülale üyelerimin benim için yaı yarıya boş olduğunu öğrendim. Onlarla konuşma sebebimin annemin ya da babamın kardeşleri olduğu için konuştuğumu öğrendim.

İnsanların kendi yaptıklarına bakmadan beni yargılamalarına o kadar kıl oldum ki, sadece sustum. Doğru günü bekledim. Bir çoğu geldi de. Lafı doğru zamanda söylemenin daha etkili daha koyucu olduğunu öğrendim.

Ben insanları ne kadar çok seversem seveyim onlara olan sevgimi gösteremediğimi bu sene bir kez daha öğrendim.

Demet Akalın ve Ajda Pekkan'a sonsuz hasta olduğumu öğrendim. shfdkjflkfjd.

Alkolsüz temiz bir yıl geçirebildiğimi öğrendim lan ! Ahahaha. (:

Bazı ilişkileri ne kadar sıkı tutmaya çalışırsan çalış bi sefer koptumu bir daha toparlanamadığını öğrendim.

Ailemin sonunda bana güvenip yazın beni evde tek başına bırakıp Evde Tek Başına 4'ü çekebileceğimi öğrendim.

Sevgilimle kalabileceğimi öğrendim.

Artık eskisi gibi para biriktiremediğimi öğrendim. =/

Parayla saadet olmaz diyenleeer uzayda mı ikamet ederler ?! bunu da öğrendim !

Ben onu tanıyorsam o bunu yapmaz cümlesinin de içinin boşaltıldığını öğrendim.

Ya da ben insanları artık tanıyamıyordum bilemiyorum...

Sevgiliye hediye almanın zorluğunu öğrendim. (:

Kredi kartıyla benimde başımın belaya girebileceğini öğrendim. ( bir daha mı !? ASLA ! )

Aşırı sinirli oluşumun hiç geçmeyeceğini öğrendim mesela.

Esra Erol ve Zuhal Topal'ın pabuçları dama atabilecek potansiyelimin olduğunu öğrendim.! Ahahah.

Kimseyi güldürme kaygım olmadığını benim güldüğümü insanlarla paylaştığımı gülerlerse ne güzel diyip kenar çekildim mesela.

İçimde bi yerlerde hala da şarkı söylemek için bastırılamayan o garip duygunun stüdyoya girince bi tarafıma kaçtığını ve sesimi herkesin beğenmesine rağmen benim inatla şarkı söylemediğimi tekrar tekrar öğrendim ! öf.

Meleğimin süper makarnalar yaptığını, cicimin haddinden fazla iyi bir dinleyici olduğunu ve prenses prensessiz cidden okulu ve buraları çekemeyeceğimi öğrendim.

"Abi cidden 2009 kovaların yılıydı be ! " ahahah. İlk defa burç yorumlarının benle örtüştüğünü öğrendim. (normalde pek inanmam.)

Her ne olursa olsun 2009 benden fazla birşey götürmedi. İlerde gülerek anımsayacağım bir çok anım bu senede oldu, BEN BUNU ÖĞRENDİM.

Herkese şimdiden mutlu yıllar !

24 Aralık 2009 Perşembe

2010'a 7 kala.

Şaka maka tam 1 hafta kaldı. ( şu kelimenin ilk harfini atıp yerine "m" koyup ikileme oluşturmaya da ben tav oluyorum ya neyse. khfkdjfdkf )
Herkes planın nedir ben şurda bununlayım, ben ailemle falanca yerdeyim laflarından sonra ben ilk defa bir yılbaşı ailemi atlatabildim ve bu yılbaşı kafamın doğrultusunda sevgilimle birlikte olacağım. Annemin zorla İstanbul'a gel çemkirmelerine son verip Tekirdağ'da sevgilimle ve arkadaşlarımla olacağım. nihohaha.

11 Aralık 2009 Cuma

yaratıcılıktan tamamen uzakta

İçimde bastıramadığım yazma arzusu.
Amma velakin aldığım notlarla ne demek istediğimi ben bile anlamadım o yüzden random takılalım her zaman ki gibi.

Vizeler biter, bir kaç gün daha Tekirdağ il sınırları içerisinde sevgili ve en yakın arkadaşlarla takılırır ve eve gelinir. Ev gibisi yok ayrıca.

Vizelerden daha kötü bişey varsa o da sonuçları beklemek. Eziyet gibi tek tek veriyorlar. Sonuçlar gayet başarılı ama. (:

4 gündür sevgilimleydim. Pek güzeldi. Hayır bu sefer yazmayacağım hiç birşeyi. hohoo (:
En yakın arkadaş, sevgilisi, sen ve sevgilin. 4 kişi, 4 gün. Bir filmlik malzeme çıkardı emin olun.

Bu akşam bir kez daha anladım ki okuduğum hiç bir kitabın filmi beni SARMIYOR !
Hayır, hala daha New Moon'u izlemedim. Televizyonda HArry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı vardı. Ona takıldım kaldım.

New Moon'u en azından Jacob'un kasları için izlemelisin ! diyen kız arkadaşlarıma selam ederim.

Yılbaşına 2 hafta falan var, annem şimdiden; " Bu yılbaşı evdesin dimi ? " demeye başladı. 20 yaşındayım 20 senedir her yılbaşında evdeydim. Bu sene Tekirdağ'da arkadaşlarımla olacağımı anlamış olacak ki, " yok ben orda arkadaşlarımla olcam diyorsan topla onları da getir."
OLDU annem BAŞKA ?

Anneme çemkirmeyi sevmiyorum ama o da beni zorda bırakıyor.

DTP'nin kapatılmasıyla ilgili konuşmama gerek yok. İnternet ortamında apolitik bi insanım. Ama tek diyeceğim;
Bunca ay babamla alışverişe çıkmayı bekledim, babam hafta ortası aradığında alışverişe çıkarız kızım ne zamandır beraber alışveriş yapmıyoruz Taksime gideriz.
Dediğinde mutluluktan uçan ben, bir takım ezikten oluşmuş bir partinin kapatılmasını olay yapan insanların yarın Taksimde toplanacağını bildiğim için bu durumdan mahrum kalacağım.
Kapitalistsin Seda, duyarsızsın Seda, alışveriş delisi olmuşsun Seda vs. gibi cümlelerinizi lütfen ama lütfen bi tarafınızda saklayın. En son duymak istediğim şeyler ziraa bunlar...

Konsantrasyon sorunu yaşıyorum. Şu ara gayet net anladım.

En sonunda frp oynadım ya benden mutlusu yok.

Unutmadan, 2 gün önce tam 10 ay oldu. (:

Şimdilik bu kadar.
İyi geceler efenim.

30 Kasım 2009 Pazartesi

01:21

Ders çalışırken sıkılmayan, saatler boyu aralıksız ders çalışabilen insanlara şaşırmakla beraber imreniyorum hatta bazen KISKANIYORUM !

Esenlikler dilerim efenim.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Kelimeler kusuyorum belki de vol.1

Bir şeyin ya da bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındasın, değiştirmeye çalışmadığın gibi hala daha yayıyorsun herşeyi. Çaba gösterme yok. Sadece ele güne yapıyormuşsun gibi gösterme telaşı. Herşey göstermelik, herşey yalan. Sadece susuyorsun. Belki de büyüyorsun.

"Suskunluk, yetişkinliğin özelliklerindendir." ( F. Kafka. )

15 Kasım 2009 Pazar

02:25

Saçma sapan vize takvimim ve araştırma ödevimle başım belada. Araştırma konum aslında memleketimin 50 yıldır çözemediği, kör düğüm haline gelmiş olayı, Avrupa Birliği. Gel gelelim bu günce konu (avrupa birliği ve Türkiye ilişkileri) başıma bela olmuş şekilde. Bir yandan bununla uğraşıp bir yandan da vizelere çalışmak oldukça sıkıcı. Ve itiraf ediyorum ki araştırmam yüzünden 20 yıllık yaşantım boyunca gitmediğim kadar çok kütüphaneye gittim. Kaynakları tamamlayıp onaylatmam için son 10 gün. Sonrası daha zor olacak, biliyorum.

Okuyup okuyup yorum yazmaya çekindiğim blogların listesini yapsam şaşırırsınız.

Madde madde yazmayı aslında sevmiyorum, ama Tekirdağ'dayken haddinden fazla blogu ihmal ediyorum. Hiç hoş bi durum değil.

Kitap fuarına büyük ümitlerle gidip 3 kitap alıp döndüğü için tüm gün ağlamaklı dolaşan insanlar tanıyorum.

İlçesindeki insanlar kültürle iç içe olsun kitapların arasına girsin alsın okusun en azından fuar nedir ne değildir görsün diye çabalayan belediye başkanları da tanıyorum mesela.

Dersi anlatamadığını tokat gibi çarpınca "haddini aşıyorsun sanırım atılmak istiyorsun." diyen öğretim görevlileri : Selam olsun size.

Gecenin bu saatinde sıkıntıdan patlarken ne yapacağını bilememek.

1 Kasım 2009 Pazar

hadi ordan zibidi seni.

Zibidiyim ben ayrıca.

bu sabah yağmur var istanbul'da

Ben ki yağmurda yürümeyi seven ben , bugün söve söve bir hal oldum.

Efenim tez niteliğindeki araştırma ödevim için son bikaç gündür kütüphane kütüphane dolaşan ben, bugün Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü’ndeydim. Oraya varabilmem bir hayli zor ve ıslaktı.
Cevahir avm’nin önünden servis araçlarının kalktığını öğrenince eh bari ordan bineyim diye kendimi önce cevahir’in önüne attım. Lakin Cevahir’in önündeki belediye zamazingosundaki eleman ilerideki binada durmamı, ilerdeki binanın önündeki ispark elemanıysa geldiğim yere dönmemi söylemesi ve artan yağmurun etkisiyle kendimi bir taksinin içine sövererek binerken buldum. Şöför bey amcaya, Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü diyip yağmura sövmeye devam ettim. Aslında berekete sövmek pek benlik bi durum değil, aslında suç onun da değil; İSTANBUL TRAFİĞİNİN ! Tamam anlıyorum herkesin bi cumartesisi var. Pazar günleri bi çok yer kapalı ertesi gün pazartesi sendromu var falan falan diye kendilerini cumartesileri sokaklara atıyor ama be mübarek insanlar yağmur yağıyor ! Gidin evinizde oturun ne bileyim film izleyin, kitap okuyun, temizlik yapın, ağda yapın, bu yağmurda sevişin ne bileyim işte evde yapılabilecek bu kadar etkinlik varken neden kendinizi sokaklara atıyorsunuz he neden ?! İşte bunlar aklımdan geçerken bir de baktım ki kuştepe semtine ulaşmış bulunuyoruz ama bildiğin küçük dar sokaklar belki ayıp olacak ama işte “ kenar mahalle.” Yağmurunda etkisiyle daha da sevimsizleşen sokaklara bakarken şöför bey amca gözümdeki korkuyu görmüş olacak ki,
-Kenar mahallede özel üniversite yapmak nasıl bir mantıktır bilmiyorum ama yolumuz az kaldı merak etmeyin.
m ama yolumuz az kaldı merak etmeyin.
Dedi. Sahiden de böyle kel alaka yerlere üniversite dikip sonra da, “ efenim kenar mahallelere sıcak para akışın, fakirin zenginle kaynaşması, alın verin ekonomiye can verin.” Gibi savsataları kim yiyor ki ? Burdan araziyi ucuza kapattık demek zor tabii. Onlar da haklı. Neyse.
Ben bunlarla söylenirken içimden bir de baktım ki gelmişim bile. Taksiden inmemle artan yağmura bikaç kez daha sövdükten sonra kendimi okulun kütüphanesine attım. Derdimi kütüphane görevlisine anlattıktan sonra kitap araştırması için pc başına geçtim kii arkamdaki bilgisayarlarda oturan 2 tane özel okul bebesi mal – üzgünüm bu tabiri kullandığım için- kütüphanede olduklarını unuttuklarından mıdır yoksa mekan bizim yea gibisinden düşüncelerinden midir nedir gülüşürlerken ve ben gene söverken kütüphane görevlisi cici bayan bunları uyarınca benim içimin yağları eridi. –suratlarını mosmor görmek süperdi ahaha.-
Aradığım kitapları bulduktan sonra fotokopi çektirmek için bi diğer uçtaki kantinin alt katına doğru bi yandan kitapları ıslandırmamak için saklamaya çalışan bir yandan da rüzgardan savrurmamaya çalışan bir pembe saçı hatun görürdü. Çok entresan bir şekilde kütüphanenin içinde fotokopi makinesi yok. Weba boş durur mu bu duruma da sövdü. Ahaha.
Kütüphane işim bittikten sonra kendimi, kuzeni görebilmek için Cevahir’e attım. Dolanıp dururken ve kuzenle az muhabbetten sonra yalnız kalan ben; o an yanımda olmayan sevgilime kızdım, “ hadi be kızım/olm ben buradayım kop gel.” Diyebilecek arkadaşlarımın olmadığı için kendime saydım, hala daha yağan yağmura sövdüm ve kendimi metroya attım.
Uzun zamandan sonra bu kadar süre tek başıma kalmamım benim için pek de iyi olmadığını tekrar anlayıp; salla be kızım benim kimseye ihtiyacım yok diyerek eve geldim.

22 Nisan 2009 Çarşamba

ya.

şu
sıra
ne
alakaysa
benim
sevdiğim
şeyleri
seven
bazı
insanları
hiç
sevmiyorum.!

ne acaip dimi ?