17 Mayıs 2010 Pazartesi

Hayatı Iskalamaya Lüksün Yok Senin..

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi
halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu
yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
“Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak”
yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken
de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…

~Nazım Hikmet...



(Çok mutlu olmak bana yaramıyor, sonrasında bombok şeyler yaşıyorum. )

16 Mayıs 2010 Pazar

Sevgili günlük vol.3 festival ve şarköy'den sonra.

Geçtiğimiz hafta başlayan Namık Kemal Üniversitesi Bahar Şenliği perşembe günü itibariyle bitmiş bulunmakta. İlk gün djler ikinci gün ise Gece Yolcuları'na gitmek istemeyen biz üçüncü Funda Arar'a gittik. Abartmıyorum hatunun sahnesi süper süper süper ! Hayranlıkla izledim. Fan derecesinde takip etmem Funda Arar'ı ama çarşamba gününden itibaren tüm fikrim değişti. Ve bence hatun yanlış müzik kolundan ilerliyor kanımca, rock ya da jazza o kadar yatkın bir sesi var ki popla kendini harcıyor. Coverları o kadar güzeldi ki. (facebooktan ve youtube koyulan videoları ilerleyen zamanlarda belki koyarım o kadar üşendim ki şimdi. xD )

Funda Arar'dan hemen sonra iki adet "adaş" dj çıktı. 15 dk. dans edip "kopan" insan ziyanları gördükten sonra ortamı koşarcasına terk ettik. (korktuk çünkü.)

Sonrasında gecenin bir vakti Tekirdağ'da kendimizi sahil kenarında bulduk. (Ülkü, orhan, Çağlar'm ve ben. )

Tüm geceyi arabada geçirmeyi planlarken plan değişikliğine gidildi. (daha doğrusu bunu kaptanımız Orhan istedi. )

Arabada uyurken bir de uyanıp kendimizi Şarköy'de bulduk. (Sabahın bir vakti.)

Sabah ezanından sonra motel ve pansiyon sahiplerini uyandırmaya çalışmamız, sonrasında ise yerleşip uyumamız. (Ben uyuyamadım ya o ayrı. )

Denize giricez diye arabayla bi oraya bir buraya gidişimiz. Eriklice, Hoşköy, Gürefte güzergahında dolaşmamız ama halkın bize Şarköy plajlarının daha güzel olduğunu söylemesi. (Ulan Şarköy'dekilerde öbür yerleri övdü ! )

Hoşköy'ün kumsalı olmaması, plajında denizin de tamamen taştan oluşması, ayağımı yarmam. ( minik ama acıyo ) Ayrıca su kötüydü.

Hadi Şarköy'e geri dönelim diyip yola çıkmamız, plaja geldiğimizde rüzgardan oraya buraya savrulmamız. (Çağlar'ım zor tutuyordu beni.)

Yemek yemek için gittiğimiz mekanda birden elektriklerin kesilmesi Şarköy'ün karanlığa gömülmesi akabinde yağmur yağması. (Bardaktan boşalırcasına. )

Şarköy halkının bu sezonda gitmiş turisti sevmemesi, ayan beyan laf atması, sinir bozucu şekilde bakması. (Orayı kötülememe yeterli sebeplerin başında bu geliyor, üzgünüm. )

Akşam motele döndüğümüzdeki muhabbetlerimiz. (Muhabbet ortamında ülkeyi kurtaran bir milletiz vesselam. (: )

Ertesi sabah erkenden kalkıp eşyalarımızı da alıp motelden ayrılmamız. (hava cidden bozuyordu.)

Buna rağmen denize gitmemiz. (Ciddiyim.)

Kimsenin benim üşüdüğüme inanmaması, en sonunda dişlerim birbirine çarpınca aaa bu kız cidden üşüyor tepkisi vermeleri. (Ölüyordum.)

Unutmadan, orada da ayağıma bişey girdi akşam zor çıkardık. minik bi taş parçası. (HÖH )

Hiç yanmayan, bronzlaşmayan ve bununla övünen benim rüzgar "yalamasıyla" yanmam, bronzlaşmam. ( ve bundan hiç hoşlanmamam. )

Sonrasında eve geri dönmemiz. (Tekirdağ.)

Sevdicek ve yakın arkadaşlarla çıkılmış ama kötü hava şartları yüzünden erkenden bitirilmiş bir tatilin kısa özetidir bu sevgili günlük.
Şarköy'e gitme planında olanlara özellikle not, dediklerim konusunda abartmıyorum az bile söyledim. Belki de tam sezonu değildi bilemicem ama ortalıkta kimsecikler yok daha rahat ederiz derken biz tam bir hüsrana uğradık ve açıkcası Şarköy'ü hiç beğenmedik. Ama zevkler ve renkler, bilirsiniz.

Herkese şimdiden iyi haftalar ! ^^,

11 Mayıs 2010 Salı

sevgili günlük vol.2

Sevgili günlük, haftalık her ne zıkkımsan.

Perşembe günü eve gidip rüya gibi başlayan tatilim Tekirdağ'a dönmemle son buldu. Her zaman olduğu gibi. Gel gör ki öyle dolu dolu ve yorgun 3 gün geçirdim ki.

Eve gidince kek yapıcam börek yapıcam mutfakta şov yapıcam kendi kendime gaz veren ben süper kek ve börek yaptım. Uzun zamandır mutfağa bu konularda girmiyordum, (Malumunuz burada fırınım yok, bir de ikinci öğretim olunca okuldan gelip de yemek yapmaya haliniz de kalmıyor.) formumdan düşmemişim herkesin söylemi bu. (:

Çocukluğum boyunca basketbol ve voleybolla amatör olarak okulda olduğum sürece ilgilendim. Amma velakin sol bacağımda olan kronik rahatsız nedeni ile sporsal faaliyetler pek de istediğim halde gitmedi üzülerek bıraktım hepsini zamanında ama hep içimde kalmıştı. Çoğu insanda olan, ben yapamadım çocuğum yapar inşallah temmenisini 10 yıl bekletemem diyerekten kardeşimi basket okuluna yazdırdım. Tüm hafta sonumu bununla uğraşarak geçirdim. İlk antremanında hocasının, aferimleri, yetenekliymişsin sözleri havada uçuşunca kendimi pek mi mutlu hisseettim açıkcası, sanki bana söyleniyormuş gibi. (:

Okulumuzun bahar festivalleri bugün itibari ile başladı. İlk günün saçma sapan programına gitmedik. Yarın "Gece Yolcuları" var. Gidicez ama izler miyiz bilemiyorum. Zira aylardır yaptığımız tatil planını gerçekleştireceğiz pek sevgili prenses prenses, sevdiceği oorhan, sevgilim ve ben 2 günlüğüne Şarköy'e gidiyorum. ( Allah'ım nolur son dakika bi aksilik çıkmasın yoksa ağlarım. ) Ve bu sefer de anneme nereye gideceğimi söyledim. Hem de ayrıntılarıyla. Şarköy'e gideceğimizi bir iki gün konaklayacağımızı biliyor. Çağlar'ı sormadı, o sormayınca ben de söylemedim ama anlamıştır heralde. (:

Deniz Baykal istifa etti bugün, kayıtlara geçmesi baabında yazıyorum sevgili blog. Apolitik bi insanım, yorum yapmam, daha doğrusu yorumlarımı blogumda paylaşmam. Siyaset meydanı değil benim blogum aaa.

Bu arada aklıma gelmişken, 3.köprü kimin planı ya da kimin düşüncesiyse o köprü bir bütün halinde onun götüne girsin.


İyi geceler. Mucuk.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

KarmaKarıŞık.~festivaller başlıyor.

Namık Kemal Üniversitesi Tiyatro Topluluğu'nun bu seneki oyunu Karmakarışık ile seyircilerinin karşısında.
Dün de bizim kampüsümüze uğradılar. (Dünkü internet rezilliğinden dolayı yazıyı anca yazıyorum.)

İngiliz bir başkanın hovardalık yapacakken kaldığı otel odasında bir ceset bulmasıyla başlayan maceralar silsilesi 3 saate yakın tüm izleyicileri kahkahalara tuttu. Salondan çıktığında çenemin ağrıdığını hissettim.
Hovarda başkaBaşkanın yardım istediği ana kuzusu özel kalem müdürü, hovardalık yapmaya kalkıştığı işçi partisinin sekreteri, öldüğü sanılan ama sadece bayılmış olan sekreterin kocasının tutmuş olduğu dedektif, sekreterin eşi, para göz otel sorumlusu, sesiyle bizi geçici sağır bırakan kat sorumlusu, otoriter otel müdürü, başkanın eşi.
Oyun o kadar güzeldi ki bi daha izlemeye değer. Şenlikler esnasında çıkacak olurlarsa en önde yerimi alacağım. (:
Salonda bir sürü fotograf çekildi ama benim elime şu an hiç biri geçmediği için facebook gruplarındaki fotografı almış bulunmaktayım.



Ve sonunda önümüzdeki pazartesi okulumuzun festivalleri başlıyor.
Bu sene "Gece Yolcuları" -pek severim ya kendilerini (!) ve Funda Arar geliyormuş. Eh Funda Arar gene iyi tabi.
Umarım geçen seneki festivali bize mumla aratmazlar.
İkinci gün Ali Atıf Bir hocamız okulumuza söyleşi için geliyomrmuş. Umarm o saatlerde orada olurum da söyleşiyi dinleyebilirim.


Buraya tıklayarak festival programını öğrenebilirsiniz. İyi eğlenceler. ^^

1 Mayıs 2010 Cumartesi

ve ben hala enayiyim.

H:
*başkası mutlu olsun, ben kendimi çöpe atayım sana mantıklı geliyor mu
S:
*karşımdaki insanların mutluluğu için kendi mutluluğunu ikinci plana atmış, yıllardır yediği kazıklardan bir ders çıkaramamış bir enayi var şu an karşında.