pandam. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pandam. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2011 Cuma

Blogum 3.yaşını kutluyor ! (:

Merhaba !

3yıl önce sürekli okuduğum blogları daha rahat takip etmek amacıyla açmıştım blogumu.
Pek yazmam ya kimseyle paylaşamam yazdıklarımı hem de kim okusun yazdıklarımı derken çocukluğumdan beri tuttuğum günlüklerimden daha yakın oldu burası.

Hiç bir zaman istediğim düzende, istediğim içerikte yazamadım.
Ama iyi ki de öyle yazamamışım. Çünkü derdim çok kişiye ulaşmak değildi. Diyorum ya burası benim günlüğüm. Çok kişiye ulaşma derdinde olsaydım eminim bu blog sayesinde tanıştığım az ama "öz" insanlara ulaşamazdım. Bulamazdım onları o kalabalıkta.

Özellikle son 1,5 senedir bana getirdiği öyle güzel insanlar var ki blog camiasından.


Uzun uzadıya bir yazı yazmak istemiyorum.
Çünkü asıl söylemek istediğim bir şey var. Bu blogun asıl 1 okuyucusu var. Tüm teşekkürler ona.
Ben blogumun doğum gününü unuttuğum halde kutlayan, son 1 senedir hayatımda olan, her anımda bana destek olan ve son 9aydır hayatımı güzelleştiren adama teşekkürler.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Gün boyu onu özlemek güzel değil.

Hergün pandama bir blog kaydı kadar uzun ve akıcı mail/mektup attığım için burayı git gide unutuyorum. Galiba bir tek ona yazmak istiyorum.

Gün boyu onu özlemek güzel değil.
Sabahın bir vakti ofise gitmek, direktörle tanışmak sonrasında topuklularla metro çıkışı otobüs yakalamak için koşmak güzel değil.
Gün boyu onu özlemek güzel değil.
Eve dönüp 2buçuğa kadar uyuyup sonrasında meleğimle buluşup alışveriş yapmak, dünyanın en minikli ve şirinli Eyfel kuleli kolyesini almak -ki bu 3. kolyem- beğendiğim elbiseyi %50 indirimli almak, Claires'ten 5ürün alıp %50 fiyat ödemek yetmezmiş gibi bir de hediye almak daha da güzel.
Gün boyu onu özlemek güzel değil.
Yaratıcı drama, tiyatro dersine gitmek için 6buçukta yola çıkıp lanet olasıca trafikte kalıp okula 8de varmak güzel değil. Herkesin gruplara ayrılıp doğaçlama çalışıyor olması hiiiiiiç güzel değil.
Gün boyu onu özlemek güzel değil.
Hocaya çaktırmadan stüdyodan çıkıp meleğimle bir kase profiterolü paylaşıp bir yandan da dedikodu yapmak daha güzel.
Gün boyu onu özlemek güzel değil.
Eve gelip biraz dinlenip bir yandan ona mektup -mail- yazıp bir yandan bu postu yazmak güzel.


iyi geceler ^^,



22 Ağustos 2011 Pazartesi

sevgili günlük vol.9 geçen hafta babam gidince

Geçen hafta çarşamba babam bir süpriz yaparak, önemli toplantılarının bittiğini ve anneme süpriz yapmak için Sinop'a gideceğini söyledi ve çarşamba akşam otobüsüyle gitti.

Son 3 yazdır ağustos ayında 15-20 gün evde tek kaldığım için evi ve beni sağlam bulduğu için gözünün arkada kalmayacağını söyledi.
Tabii ki ev sağlam kalır evde kaldığım olmuyor çünkü. fıohgıfgjfgolıjdg

Evde tek kalmayı fırsat bile ben hemen kendimi sokaklara attım.
Hafta içi pandam çalıştığı için önümüzdeki hafta iş seyahati için Ankara'ya sonrasında bayram için Samsun'a gideceği için hemen hemen her akşamı birlikte geçirelim dedik.
Çarşamba akşam Maçka.
Perşembe meleğimin doğum günü.
Önce Fransız Sokağı sonra Asmalı derken Asmalı'nın bu hali herkes gibi benim de içimi acıttı. Issızdı lan. Sokarım böyle karara. Neyse.
Cuma ise beklenen gün.
HAFTA SONU HAFTA SONU !!!

Cuma günü pandam işteyken ben evde harıl harıl yemek yaptım : Hünkar beğendi.
En alengirli en güzel yapabildiğim yemeklerden bir tanesi. Pandam isteyince kolları sıvadım.
Bir de süpriz olarak kurabiye yaptım.
Hepsi süper oldu. Pandam pek beğendi.

Cumartesi uykuyu biraz abartınca kahvaltı yapmamız 4ü buldu tabi.
Sonrasında muhabbet, biraz dizi, bolca kahkaha derken akşam Ortaköy.
Ortaköy her zamanki gibi kalabalık. Hafta sonu ve yaz sıcağının etkisiyle daha da kalabalık !
Trafik desen hep aynı hep aynı.
Ama olsun yanımda o varken hiç biri sorun değil ki.

Pazar güne biraz daha erken başlamaca.
Önce nereye gideceğimizi söylememece süpriz yapmaca.
Akşama Kalamış.
Tabii ki Galatasaray Tesisleri.
Sülale muhabbeti.
Bunda bile ailelerimizdeki benzerlikleri bulma, gülme.
Gece eve dönüşte bindiğimiz taksinin köprüde kalması. Taksiyi itmesi benim panik olmam, taksici abinin "abla sen de amma korktun yea" diyip gülmesi, benimkisinin, " o biraz evhamlıdır." diyip sırıtması.
Ağzını yüzünü ısırırım senin ulan !

Sonrasında bugün.
Ben hala daha günler nasıl bu kadar çabuk geçti anlamış değilken kozmosa ne kadar teşekkür etsem az.
Nazar değer korkusuyla şuraya yazdıklarım okuyanlara sıradan gelebilir ama o kadar güzel ki o kadar benim içimde ki.
İnsanların ilişkileri arasında kıyaslama yapmasına delice kızan ben bu sefer bir şeylerin harbiden farklı olduğunun bilincindeyim.

- Bu yaşlar hep böyledir bik bik bik.
- Ay hep bütün ilişkiler insana öyle gelir gev gev gev.
- Bütün erkekler aynıdır vs. vs.

gibi salak söylemlerinizi lütfen bi tarafınıza sokun.
Tutarsız ilişkileriniz ve her adama aynı komplike sevişleriniz size kalsın.



Neyse.
Bu da böyle bir yazı olsun.
Hafta başlangıcı böyle olsun.

31 Temmuz 2011 Pazar

sevgili günlük vol.7 temmuz sonu raporu.

Ne zamandır Sevgili Günlük başlığı ile bir şeyler yazmıyordum. Kendime not olsun daha sık yapayım bunu.

Dün pandamla 4.ay dönümümüzdü.
Pandamla ilgili bir çok şey yazmak istiyorum ama en son yazdığımda blog kaydının altına gelen yorumlardan ötürü canım sıkıldı. Neyse o konuyu hiç açmadım, bu saatten sonra da açmam.

Bugün hem ay dönümümüz hem de pazar olmasını değerlendirip -zaten yarın Ramazan bir daha fırsat olmaz diyerek- kalktık Burgazada'ya gittik.
Sabah uyanıp, hazırlanıp gitmek zor oldu tabi.
Ucu ucuna yetiştiğimiz vapur hınca hınç doluydu. Ramazandan önceki son gün olmasından ötürü diye düşündüm belki. Belki de pazar olduğu içindi bilemiyorum. Tek adalar deneyimi Kınalıada olan bir insanım.
Hiç gitmediyseniz Burgazada gerçekten güzel.
Vapurdan indikten sonra hemen oradaki eli yüzü düzgün bir yerde kahvaltımızı yaptık.
Sonrasında pandamın internette okuduğu, insanların öve öve bitiremediği Sinem Dondurma'dan dondurma yedik. Valla milletin dediği kadar varmış ! (: Çok beğendim ben.
Sonrasında Kalpazankaya'ya gittik denize girmek için.
İtiraf ediyorum ki bu sene ayağımı suya sokmamıştım. İyi oldu.
Bol taşlı bir alan ama suyu inanılmaz temizdi.
-Fotograf koyamadığım için üzgünüm hala düzgün bir fotoğraf makinem yok, telefonla da çekmek olmuyor.-
Biraz yüzdükten sonra kendimi hemen şezlonga attım. Pek yanmam ben, yanmayı da sevmem ama hayatımda ilk defa bacaklarımda bir parça da olsa renk değişimi olsun istedim.
Sebebi ise ilk defa beyaz bir etek aldım. Pandam çok yakıştırmıştı diye. Geçen gün işe gitmeden giydim. Etek cidden güzel ama üzerimde, bacaklarımda o kadar çiğ duruyor ki lan dedim Sed bu böyle olmaz. İşte o yüzden bir parça rengim değişsin istedim. Oldu da. Ama omuzlarım ve göğüs bölgem geçen seneki Altınkum maceramdaki gibi kıpkırmızılar ! Olsun. Bir kaç güne geçerler ama.
Ramazan boyunca denize gidebileceğimi sanmıyorum ama olsun bu da yeter bana.
Ben pek deniz kum güneş insanı değilim.


Bu ara kendimle özellikle ilişkimle ilgili çok sorguladığım şey var. Böyle yazınca çok olumsuz bir cümle oldu ama öyle değil.
Kendime şaşırırcasına çok seviyorum bu sefer.
Her şeyin hep böyle güzel, düzgün ve huzurlu bir biçimde kalması için elimden geleni fazlasıyla yapacağımı da biliyorum.
Her insana her ilişkisi farklı gelir biliyorum ama bu sefer hiç olmadığım kadar huzurun içindeyim.
Cidden şükredilip tahtalara vurulacak cinsten.
Belki de bunun sebebi ilk defa birine bu kadar kalbimi açmam, ilk defa bu sefer tam anlamıyla "kendim" olmam. Bilmiyorum. Ama her neyse ona binlerce kez teşekkür ederim. Tam bir sihrin içindeyim. Ölümüne mutluyum.


İşten bahsedeyim birazda.
Bu hafta itibariyle ayrılmayı düşünüyorum. Daha önce de yazmışımdır belki hatırlamıyorum. Bir türlü çıkamadım işten hep bir şey çıktı çünkü. Ama bu sefer gene bir aksilik olmazsa ayrılmayı düşünüyorum. Bir iş de bulmadım ama bir parça kafamı dinlemeye ihtiyacım olduğu kanısındayım. Yaptığım işin bir zorluğu yok ama tatmin eden bir tarafı da yok.


Oturup ders çalışmam lazım. Biraz dişimi sıksam süper olacak. Çok yaydım çünkü.
İngilizce'yi adam akıllı halletmem lazım. Bir dil okulunda çalışıp da bu konuyu bu kadar yayan başka kimse olamaz herhalde ama cidden o kadar düzenli derslere girmeye çalışmama rağmen işten güçten fırsat olmadı. Şimdi iş güç yok öğrenciler tatilde eee doğal olarak da ders yok.
Bilmiyorum. Ama önümüzdeki yaza kadar İngilizce artık sorunsuz bir hal almalı ve senelerdir ertelediğim Fransızca kursuna gidilmeli.


Beni sanırım en çok üzen şey sürekli aynı şeyleri söyleyip de hep yerimde saymam.
Bir şeyler için çabalayan kısmımı nerede bıraktım bilmiyorum. Bulmalıyım.
Şu ara o kadar yaymış bir haldeyim ki hiç bir şeyi ellediğim yok.
Aman ben yapmiim yapılmışı vardır halindeyim.
Baksanıza blog bile yazmıyorum yazılanları okuyup geçiyorum, sevdiğim bloggera sadece yorum bırakıyorum.
Bu üşengeçlik iyi değil.


Herkes için iyi şeyler olsun.
Bunu tüm kalbimle istiyorum, gerçekten.
Tanıdığım tanımadığım herkes hem de.
Kimseye bir art niyette bulunmadım şu yaşıma kadar. Bulunmam da.

Temmuz da bitti.
Ağustos güzel geçsin.
Bugünkü gibi.

31 Mayıs 2011 Salı

A.

Konichiwa Bitches !

Ha yazdım ha yazıyorum derken aman dur bu akşam şuraya gidicem vay efendim bugün dinlenicem yok yok olmaz ofiste blog yazamam derken şeytanın bacağını kırdım bu sefer yazıyorum.

Pandam'dan bahseticem bu yazımda.
Hem herkesten saklayasım var hem herkese anlatasım.
Çok değişikli, çok garip ama öyle.

Tanışmamızdan, aylar boyu hiç görüşmememizde, sadece mailleşmemizden tekrar tekrar bahsetmicem. ÇÜNKÜ ; iki gram blogu düzenli takip ettiyseniz görmüşsünüz okumuşunuzdur biliyorsunuzdur bunları.

Ben ilk buluşmamdan sonrasını anlatacağım sadece.

19şubatta "kalk hadi bir kahve içelim." dedim.
Metrocity'nin önünde saat 2de buluşmak üzere sözleştik. Ben tabii ki erkenden gidip avını bekleyen aslan misali bekledim lakin gafil avlandım neyse.
Gittik Starbucks'a.
Çok konuşmaktan ya da heyecandan bilmiyorum ağzımın kuruduğu ender günlerden birisi.
Karşımda kocaman sırıtan bir adam var ki 4 saat boyunca tüm saçmalamalarımı dinledi. Hayatımda ilk defa 4 saatin 40dk'mışcasına hemencecik bittiğini gördüm. Sonrasında o eve gidip hazırlanıp maça gitmek üzere yol aldı ben de eve gittim.
He bir de ertesi cumartesi okuldaki kulüpleri adına açmak istedikleri hatıra ormanı için bir tiyatro düzenlenecekti. Davet etti beni. Seve seve kabul ettim. Çünkü onca aydır içimi çok rahat dökebildiğim bir adam var karşımda. Yanlış mı hissediyorum saçmalıyor muyum bilmiyordum en sonunda kalk hadi kahve içelim diyebilecek kadar artık içimdekiler çözemiyordum. Onu görünce de yanımdan hiç gitmesin istedim.

Ertesi hafta cumartesi Afife Jale Sahnesi'ndeki oyuna gitmek için yola çıktım.
Tüm oyun boyunca o sahneye ben ise ona baktım !
Allah'm adamdan hiç bir tepki yok.
Kesin diyorum her zıkkımı yanlış anlıyorum. Kendimi paralıyorum.


Her gün o okuldan çıkıp metroya binmek için levente geliyor ben de eve geçebilmek için leventten geçiyorum. Her akşam durakta karşılaşmamız, sonucunda ee hadi bir kahve içelim diye kendimizi starbucksa atmaktan saatlerce konuşmaktan sonrasında eve gidip sanki hiç görüşmemişiz gibi mailere devam etmekten günler birbirinin hem aynısı hem de olabildiğince güzel geçiyordu.
Sonrasında bir akşam telefonda konuşurken ben artık sızmış bir haldeydim ki ağzından baklayı kaçırdı.
Gözlerimi kocaman kocaman açıp içimden "yok canım kesin yanlış duydum uyuyorum ki ben." dedim. Ertesi gün buluştuğumuzda duyduğum cümlenin rüya olmadığını anladım.

~seni seviyorum hafız.

Eh sonundaki kelime pek romantik olmadı o an ama fjsdfjdlgkjdklfgjd.

Sonrasında -4gün sonra.- benim ona açılmam, tüm içimdeki korkuları yenmem, bir ilişki için kendimi hazır hissetmem.
Açıldım dedim sadece aaa.
Her hissetlerimi açıkladığım adamla hooop diyip çıkmıyorum ya !
jmdfkgndkflgndmg

~30mart.

İçimdekilerin değil 10da biri 100de birini yazamadım buraya ama bu blog o kadar özel ki benim için burada da "biz"den bi şeyler olsun istedim.
Dün 2.ayımızı kutladık ve ben 2 aydır öyle mutluyum ki hem herkesten onu deli gibi saklayasım hem de her yerde onu anlatasım var.
Tek bildiğim bu sefer cidden bir şeyler çok güzel, çok huzurlu.

31 Mart 2011 Perşembe

ay lav may panda.

"Her hafta loto oynuyorum tamam tutacak gibi durmuyor ama olsun, çıktığı gün .....'ye eiffel kulesi dikmezsem ben de panda değilim."

Evet lakabı panda.
Ama öyle kocaman iri yarı değil hemen aklınıza öyle bir şey gelmesin.
Uzun uzun anlatacağım onu da, az sabır kızlar.