mini boy film eleştirmeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mini boy film eleştirmeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2012 Cuma

The Artist

Benim gibi televizyonda siyah-beyaz film yakaladığında elindeki işi gücü bırakıp izleyenlerdenseniz bu filme bayılacaksınız.Tipik Yeşilçam filmleri kıvamında. Öyle sıcak öyle güzel ki. Ben pek beğendim.


İyi seyirler efenim. ^^,



ps. Evet film sessiz, "of çok salakça yeaaa." diyenlerin ağzına kızılcık sopasıyla vururum haberiniz olsun. Bu mallık sınırınız olsun gençler.






30 Ocak 2012 Pazartesi

Zenne

İnternette dönen kötü eleştirilerin hiçbirini hak etmeyen film. Tek olumsuzluk -bence- biraz daha uzun olabilirdi sanki. Ama öyle kıvamında öyle gerçekleri insanların suratına tokat gibi çarpıyor ki.

Türkiye’deki bazı gerçekleri o kadar güzel anlatmışlar ki -ki zaten gerçek bir yaşam öyküsü. - bir kez daha nefret ettim bu ülkedeki insanlardan; özellikle kadınlardan.

Filmin konusuyla ilgili tek söyleyeceğim şey şudur ; olumsuz beyanatta bulunan herkesin homofobik olduğunu düşünüyorum. Ve suratlarına kocaman bir siktir çekiyorum.

Ha bir de Türk filmlerinde izlediğim en en en kötü anne karakteri vardı. Allah belasını versin onunda o kadar sinirlendim.



“Evet şimdi napıyoruz; ellerimizi yukarı kaldırıyoruz, gülümsüyoruz ve sonrasında kocaman alkışlıyoruz…”


16 Mart 2011 Çarşamba

Reçelli geçen cumartesi.

Evet evet yazamadım haklısınız valla çok meşgulüm.
Ama şimdi geçen hafta cumartesi "Taksime çıkıyorum oralarda olursan görüşelim." dediğim oralarda olduğu halde görüşemediğim bir arkadaşımla konuşurken aklıma geldi.
En sonunda İncir Reçeli'ne gittim, cumartesi günü.Hafızımla.
Müzikler güzel.
Film vasat.
Saçma bulduğum yerler fazla.
He sonuna kadar çıkmadan izledim mi, izledim.
Ağladım mı ?
Evet.




"İncir Reçeli" Teaser... Shelaercin


Evet çok fazla yerde gördünüz belki ama paylaşmazsam olmazdı.



ps. Bu aralar cidden o kadar mutluyum ki diyorum blogta da anlatayım herkes dinlesin mutlu olsun sonra diyorum dur Sed konuşma nazar değdirme.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Bir filmi bir oturuşta izleyemiyorum.


Bilenler bilir evde film izleyeceksem o film asla tam zamanlı bitmez.
Mesela o film 2 saat mi, 4-4,5 saatte biter.
Film iyi olsa da. Yani sorun filmden kaynaklı değil, benden kaynaklı.
O yüzden birileri bana gelip, "sed film önersene." dediğinde duraksarım.

Neyse efenim bu cumartesi haftanın tüm gün yatakta yatıp yuvarlanmalık uyumalık renge büründüğünden mütevellit aldım kitabımı laptopumu attım kendimi yatağa.
Hedef belliydi.
Elimde haftalardır gidip gelen kitabın son bi kaç sayfasını da okuyacağım ardınca da film izleyeceğim.
-kitapla ilgili bir yazı ayrıca yazacağım-

Efenim hem oscar adaylığı hem de David Fincher'n filmi olmasından dolayı "The Social Network"u izlemeye karar verdim.

Ya kimseler kızmasın bana ama öyle aman aman bir film değildi.
İzle at dediğimiz türden de değil ama hiç izlememiş bir arkadaşım," hadi gel ben izlemedim birlikte izleyelim." dese ikinci kez izleyebileceğim bir film de değil. Arada bir film benim nazarımda.
Görsellik bilmem ne hoş da Mark o kadar hızlı konuşuyordu ki bazen altyazıyı okuyacağım diye 5-10 sn'ye geriye aldığım oldu yalan da değil.
Filmden anladığımıza göre Mark Z. facebookun fikir babası değilmiş. Çaldı desek çok mu ağır olur bilemiyorum ince bir kıstasta ama adam salak mı yoksa tam bi çakal mı çözemedim. Velhasıl izleyenebilir film o da David Fincher'n yüzü suyu hörmetine.


-bu afiş aslında film hakkında her zıkkımı anlatıyor-

8 Ekim 2010 Cuma

Closer


Closer'ı izlememiş olsa da Damiren Rice'n Blower's Daughter'ı dinlememiş yoktur heralde di mi ?

Şu ara tekrar tekrar aklıma gelen şarkılar ve filmler var. Şarkıların başında Şebnem Ferah Ateşe Yakın var. Sonrasında bu. Sonrasında dedim ki aaa ben blogta Closer'ı anlatmamışım. Ne zamandır blogta film yazısı da girmemiştim zaten bahane oldu.

Filmleri irdeleyerek düşünerek izleyenlerdenseniz ise bu filmi izlerken baya zorlanabilirsiniz. Ya da ben ilişkiler konusuda her zaman fazla kafa patladan biri olduğum için çok takmıştım bilemiyorum. Filmde "ötekiler" konusu çok güzel anlatılıyor. Aldatma karşı tarafın tutumu iki ilişki üzerinde bir güzel gözlemleniyor. Yine de ben Larry olsam beni aldatan biri için bu kadar kendimi yırtar mıydım bilemiyorum. Alice yerinde olsam beni aldatan bir adamı daha sonra tekrar affeder miydim bilemiyorum.


8 Ağustos 2010 Pazar

Inception - Başlangıç










































Christopher Nolan'ın her çektiği film ayrı güzel. (Bir ara filmleri hakkında bir yazı yazsam aslında süper olur.)
Ama ama ama yeni filmi Inception (Başlangıç) süper ötesi bir film. Blogu okuyan ama filme gitmeyen arkadaşlar olduğundan (onlar kendilerini biliyor dklfsjkflsjngf) o yüzden spoiler vermeyeceğim.

Gidin izleyin. Ciddiyim. Verdiğiniz parayı sonuna kadar hak eden bir film. Normalde bu kadar iddaalı konuşmam ama uzun zamandan sonra ilk defa bir filmi izlerken sıkılmadım, bir film beni aldı götürdü. Soluksuz izledim.
Filmin benim için süprizi Ellen Page'di ayrıca. (:
Neyse efenim gidin izleyin, izletin diyorum başka da bir şey demiyorum !









22 Haziran 2010 Salı

2 days in Paris.


Julie Delpy'i pek seven bendeniz bu filmi neden bu kadar geç izledim bilemiyorum. Kendime kızdım.

Amerikanların ve Fransızların birbirlerine karşı tutumunu çok güzel anlatan, sırılsıklam aşk filmlerinden ziyade gayet duru ama bir o kadar da derin bir film benim gözümde.

Yazının devamı spoiler içerir demedi demeyin
.
Jack (Adam Goldberg) ve Marion (Julie Delpy) iki yıldır birlikte olan cici bir çiftimiz. Vasatın üstünde bir ilişkileri var. Jack biraz hastalık hastası, Marion ise sevgilisinden pek de umduğunu bulamayan müzbin aşık. Avrupa tatillerinin sonunda 2 günlüğüne Marion'n ailesinin bulunduğu Paris'e giderler ve olaylar başlar. Jack Fransızların cinselliği bu kadar açık ve rahat konuşmalarından rahatsız olurken bir yandan da Marion'n eski sevgililerin bir kaçıyla tanışır. Komik olaylar devam ederken aşıklarımızın bir yol ayrımına girerler.


Eh devamını da izleyin görün.
Filmi izledikten sonra Fransızca öğrenmeye kaldığım yerden devam edesim geldi.
Paris'e gitme damarım tekrar tuttu.
Uzun lafın kısası izleyin izlettirin derim ben.


Son olarak da bu filmi izlememi hatırlatan Nouvelle Vague ft. Julie Delpy - LALALA şarkısını paylaşmayı isterdim lakin teknik aksaklıklar izin vermedi. Bulun hatrım için dinleyin.


p.s : 2 gün önce yazmıştım anca yayınlayabildim.


20 Mart 2010 Cumartesi

Eyyvah Eyvah.

Sevgilim, kardeşim ve ben hangi filme gitsek ne yapsak derken en önemlisi Alice Harikalar Diyarında'yla ilgili bir alay olumsuz eleştiri işitip okuduktan sonra kardeşimin de isteğiyle Eyyvah Eyvah'a gidelim dedik.
İyi ki de gitmişiz.
Trakyalılara ayrı sempatimin olması -ee bir de Tekirdağ'da okuyorum zaten nasıl olmasın dimi ?- iyice gidilesi kıldı filmi.

İyi ki de gitmişiz. Ata Demirer'in güzel bi iş çıkaracağına emindim ama bu kadar eğlenebileceğimi sanmıyordum. Bilmiyorum belki de Türk sinemasına önyargımdandır bu.

Gülmekten kaçırdığım replikler oldu, 2.kez izlesem yeri var.

Filmin başında Ata Demirer'in söylediği " bu fasulye 7buçuukk liraaaa" şarkısının videosu. (:




Oyunculuklarla ilgili bişeyler demek benim haddime değil ee bi yanda Demet Akbağ bi yanda Ata Demirer. Ama sanki filmin sonu çok "açık" kalmış. Hani 2.si çekilir desek yok sanmıyoruz ama en azından Çanakkale'ye gittikleri sahneleri de görebilirmişiz gibime geliyor. Bir de asıl amaç olan babasını bulmayı son dakika bulmasından ötürü müdür nedir çok sıkıştırırmış bi sahne gibi geldi bana. Ama gene de çok hoş filmdi. (:



-çok namuslu kız bea bi kere bakmıyor.

Evinizin mini boy fil eleştirmeni weba der ki, gidin izleyin izletin bu filmi. Haftasonunuzu şenlendirin. (:

3 Ocak 2010 Pazar

Yahşi Batı


gora ya da arog gibi üst üstte esprilerin havada uçuştuğu bir film değil de hokkabaz tarzı ince nüansların bulunduğu, bir kez izlemenin asla yetmeyeceğini düşündüğüm, görselliğinin hoş, konunun başarı olduğu bir Cem Yılmaz filmi. Ben bir kez daha izleyeceğim ne yalan söyleyeyim.

Ayrıca beğenmedim diyenlerin recep ivedik kafasında olduğunu düşünürüm.

27 Kasım 2009 Cuma

Up ~ Sonunda izledim ya benden mutlusu yok.



Up, Yukarı Bak filminin fragmanını tee Buz Devri 3 de görüp, çıkması için deli gibi bekleyen okuldu, araştırmaydı, projeydi derken bir türlü gidemeyen bendeniz bugün muradına erdi.



OH BE !



15 Kasım 2009 Pazar

choke - tıkanma




Evet haddinden fazla geç izledim, biliyorum ama kitabını okuyup izlemenin daha yararlı olacağını düşünmüştüm. Genelde şu vakte kadar kitabını okuyup sonrasında filmini izlediğim hiç bi filmi beğenmedim. ( pek bana has bi durum değil sanırım bu. insanın hayal gücünün ötesine gidemiyor kimse. ) Okuduğum Chuck kitapları arasında belki en az etkilendiğimdi ama Chuck Palahniuk dedin mi bende akan sular duruyor be abi. Neyse filmden zaten bi beklentim yoktu. Bu kadar beklememin bir sebebi de okuduğum olumsuz yöndeki eleştirilerdi.Haksız da sayılmazlar 1 buçuk saatimi yedi film. Bir sefer kitapla pek alakası yok. Kitabın omurgası alınmış üstüne film çekilmiş. Kitabı okumayanlar anlayıp süper bir ana fikir çıkardılarsa helal olsun hayal güçlerine, anlama yetilerine derim. Filmin bazı yerleri ucuz kısa film tadında ve dandik oyunculuktaydı ki Allah'tan tüm film boyunca yoktu. Hani Denny'ye otobüste yer veren insanlar ? Hani Victor'un İsa ne yapmazdı ? söylemleri ? Hani Victor'u linç eden insanlar ? Ve daha bir çok kare.

Chuck yarattığı karanlık dünyada adamın gerçekten İsa klonu olduğunu düşünecek hale gelmiştim. Filmde o kurgu da. Vaktiniz bolsa, inatla izlemek istiyorum derseniz buyrunuz efenim.

Son olarak;
Bazen başlamanın en iyi yeri, başlangıçtır. İlk yol, kaybettiğin yeri hatırlamaya çalış.

iyi seyirler.

19 Şubat 2009 Perşembe

Changeling





Yaşanmış bir hikayeden yola çıkarak çekilmesi mi yoksa içinde Angelina Jolie'nin olması mı beni o filmi izletmeye zorladı bilmiyorum.
-tamam itiraf edelim ki saat 3 seansında bi filme girmemiz gerekiyordu ve elimizdeki en iyi seçenek bu gibi duruyordu.ama yukarda yazdıklarımda önemli etkenler-
Gerçek bir hikaye olması insanın sinirlerini yıpratıyor. Bir çok şeyin onca sene geçmiş olmasına rağmen hala aynı olması ise ayrı bir can sıkısı ( basın, siyaset, polis, prosedürler vs. vs )

Filmi yavaşlatan, ağırlaştıran gereksiz sahneler olmasa faha güzel olabilirdi sanki.
Atraksiyon ve efekt manyakları rahatlıkla izleyebilir kanımca. (:
eh bu kadar film yorumu yeter.



ailenizin mini boy film eleştirmeni weba iyi seyirler diler efenim ! (: