Kendimi tilki gibi hissediyorum her uzun bir aradan sonra sana yazmalarımda.
Nbr?
Mesaiye başlamadan kişisel mail hesabımı kontrolle güne başlayan birisi olarak ilk okuduğu şey sevgili Tuğçe'nin şu yazısı oldu. Tıktık
Sonra da dedim ki bebeğim bi defter almalı her istediğimi planladığımı yazmalı sonra da olanların yanına tik atmalı.
Çok basit biliyorum.
Hatta "oha yapmıyor musun?!" diye bilirsin.
Evet yapmıyorum. Böyle yazıp sonrasında zafer kazanmışcasına yanlarına tik attığım yapılacak şeyleri yapmıyorum bayağıdır.
Belki de eksik bulur.
Ps.Umarım budur.
9 Nisan 2014 Çarşamba
dedim ki bebeğim... Tik.
19 Şubat 2014 Çarşamba
Nbr?
Bugün onunla ilk buluşmamızın yıl dönümü olmasa kesinlikle sinir krizi geçirerek ayrılırdım ofisten. Senden nbr soruna cevap vermiş olayım bu sebeple.
25 yaşındayım ve bildiğin üzere şu yaşıma göre bayaaa da çok işte çalıştım ama ilk defa çalıştığım bi yerin benim için bir "sınav" olduğunu düşünmeye başladım.
Hayatta kendim hariç hiçbir konuda üşengeçlik yaptığım, ertelediğim görülmemiştir ki iş konusunda gayet titiz çalışır, yapmak için yapmaz işi layıkıyla tamamlayan bir insan olmaya çalışırım. Başkası yüzünden kendi işim yavaşladığında ya da yapılamadığında diğerleri gibi "amaaan canıma minnet" demez olabildiğince çirkinleşirim. Çünkü iş, emek verdiğin şey, üstüne bir de para aldığın olay benim için önemlidir.
Ama gerçekten artık bıktığımı hissetmeye başladım.
Başka yere gitsem de aynı şeyleri yaşayacağımdır muhtemelen ama sürekli iş tanımımdaki değişmelerden, bölünmelerden, sırf benden önce orada çalışmaya başladı diye kendinde büyüklük taslama hakkı gören insanların tavırlarından, senelerdir bu sektörde olmasına rağmen hala daha iki kelimeyi bi araya getirip müşterisine doğru düzgün anlatmayı beceremediği için yardım medet uman salak iş arkadaşlarımdan, toplantıda bana yöneltilen bir soruya dürüstlükle cevap verdiğim için bana kızan kırılan üstümden, yeni verilen görevin kesinlikle benim yapmak istemeyeceğimi bildiği halde gene de bana yığan yine aynı üstümden(!), hayır demeyi öğrenemememden, sistemde yüklü evrağı bilgisayarına indirip müşterisine yollamayı beceremeyen ya da pdf formatındaki bir evrağı jpeg yapamayan hayatı yalnızca Facebook olan arkadaşlarımızdan gerçekten bıktığımı hissediyorum.
Ama en çok kendime kızıyorum.
Tamamlamadığım onca şeye, başka bi yerde çağırırsam gidemem herhalde korkuma kızıyorum.
Üzerimde çok emekleri var diyip gene de insanlara kıyamama huyuma kızıyorum.
Çok hata yaptım öğrenirken kızdılar ama gene de sarıp sarmaladılar beni böyle insanlar yarı yolda bırakılmaz diyen iç sesime kızıyorum.
Aldığım maaşın gerçekten 3 kuruş olmasına kızıyorum.
Sabret diyorum sürekli kendime. Sabret. Ama ben artık gerçekten neye neden sabrettiğimi bilmiyorum.
Bugün onunla ilk buluşmamızın yıl dönümü olmasa kesinlikle sinir krizi geçirerek ayrılırdım ofisten. Senden nbr soruna cevap vermiş olayım bu sebeple.
25 yaşındayım ve bildiğin üzere şu yaşıma göre bayaaa da çok işte çalıştım ama ilk defa çalıştığım bi yerin benim için bir "sınav" olduğunu düşünmeye başladım.
Hayatta kendim hariç hiçbir konuda üşengeçlik yaptığım, ertelediğim görülmemiştir ki iş konusunda gayet titiz çalışır, yapmak için yapmaz işi layıkıyla tamamlayan bir insan olmaya çalışırım. Başkası yüzünden kendi işim yavaşladığında ya da yapılamadığında diğerleri gibi "amaaan canıma minnet" demez olabildiğince çirkinleşirim. Çünkü iş, emek verdiğin şey, üstüne bir de para aldığın olay benim için önemlidir.
Ama gerçekten artık bıktığımı hissetmeye başladım.
Başka yere gitsem de aynı şeyleri yaşayacağımdır muhtemelen ama sürekli iş tanımımdaki değişmelerden, bölünmelerden, sırf benden önce orada çalışmaya başladı diye kendinde büyüklük taslama hakkı gören insanların tavırlarından, senelerdir bu sektörde olmasına rağmen hala daha iki kelimeyi bi araya getirip müşterisine doğru düzgün anlatmayı beceremediği için yardım medet uman salak iş arkadaşlarımdan, toplantıda bana yöneltilen bir soruya dürüstlükle cevap verdiğim için bana kızan kırılan üstümden, yeni verilen görevin kesinlikle benim yapmak istemeyeceğimi bildiği halde gene de bana yığan yine aynı üstümden(!), hayır demeyi öğrenemememden, sistemde yüklü evrağı bilgisayarına indirip müşterisine yollamayı beceremeyen ya da pdf formatındaki bir evrağı jpeg yapamayan hayatı yalnızca Facebook olan arkadaşlarımızdan gerçekten bıktığımı hissediyorum.
Ama en çok kendime kızıyorum.
Tamamlamadığım onca şeye, başka bi yerde çağırırsam gidemem herhalde korkuma kızıyorum.
Üzerimde çok emekleri var diyip gene de insanlara kıyamama huyuma kızıyorum.
Çok hata yaptım öğrenirken kızdılar ama gene de sarıp sarmaladılar beni böyle insanlar yarı yolda bırakılmaz diyen iç sesime kızıyorum.
Aldığım maaşın gerçekten 3 kuruş olmasına kızıyorum.
Sabret diyorum sürekli kendime. Sabret. Ama ben artık gerçekten neye neden sabrettiğimi bilmiyorum.
9 Şubat 2014 Pazar
İzledim, yazdım vol.3 (tiyatro): Gerçek Hayattan Alınmıştır
Vakitsizlikle üşengeçlik arasında gidip gelen insan olmak zor.
Söz konusu kendim olunca hele daha da bir fazla oluyor bu. Ama bitanecik Vişne keşke daha çok yazsan diyince gene koştum geldim sana.
Çok aksatıyorum, ekim ayında izlediğim oyunu daha ancak şimdi yazıyorum ama inan bu oyun bu sezon gittiğim beni en en en çok etkileyen oyun. En hayran kaldığım, sonunda salya sümük ağladığım.
Uzun bir süreden sonra bir araya gelen anne (Tomris İncer) ve oğlu (Yiğit Sertdemir).
Geçmişin silemediği yaralar, sıkıntılar, hesaplaşmalar derken aslında anne-baba olmanın ne kadar da zor olduğunu anlatan bir yandan da ebeveynlerin farkına varmadan çocuklarında nasıl derin yaralar açtığını gösteren çok gerçek bir oyun.
Cidden çok gerçek.
Bu oyuna gittiğimden beri kendi içimdeki çıta çok yükseldi.
Yiğit Sertdemir'in daha önce Devlet Tiyatrolarında sahnelenen Surname 2010 oyununa da gitmiştim ama bu oyundan sonra kendisi takibe aldım ve hedefim tüm oyunlarına gitmek. Geç kaldığım, geç keşfettiğim için ne kadar hayıflandığımı tahmin edebilirsin bence.
Mekandaki sahne itibariyle oyunun ve oyuncuların içinde bulunca kendimi sanırım ister istemez fazlasıyla etkilendim.
Biliyorsun izlediğim, okuduğum şeyleri çok güzel anlatmaya beceremem spoiler verme korkusundan ötürü.
Sed bana bi oyun öner dersen kesinlikle git izle derim.
http://kumbaraci50.com/
ps. Bir sonraki yazacağım oyun Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Hıdırellez olacak, haberin olsun. Öptüm.
Söz konusu kendim olunca hele daha da bir fazla oluyor bu. Ama bitanecik Vişne keşke daha çok yazsan diyince gene koştum geldim sana.
Çok aksatıyorum, ekim ayında izlediğim oyunu daha ancak şimdi yazıyorum ama inan bu oyun bu sezon gittiğim beni en en en çok etkileyen oyun. En hayran kaldığım, sonunda salya sümük ağladığım.
![]() |
| görsel: kumbaraci50.com |
Geçmişin silemediği yaralar, sıkıntılar, hesaplaşmalar derken aslında anne-baba olmanın ne kadar da zor olduğunu anlatan bir yandan da ebeveynlerin farkına varmadan çocuklarında nasıl derin yaralar açtığını gösteren çok gerçek bir oyun.
Cidden çok gerçek.
Bu oyuna gittiğimden beri kendi içimdeki çıta çok yükseldi.
Yiğit Sertdemir'in daha önce Devlet Tiyatrolarında sahnelenen Surname 2010 oyununa da gitmiştim ama bu oyundan sonra kendisi takibe aldım ve hedefim tüm oyunlarına gitmek. Geç kaldığım, geç keşfettiğim için ne kadar hayıflandığımı tahmin edebilirsin bence.
Mekandaki sahne itibariyle oyunun ve oyuncuların içinde bulunca kendimi sanırım ister istemez fazlasıyla etkilendim.
Biliyorsun izlediğim, okuduğum şeyleri çok güzel anlatmaya beceremem spoiler verme korkusundan ötürü.
Sed bana bi oyun öner dersen kesinlikle git izle derim.
http://kumbaraci50.com/
ps. Bir sonraki yazacağım oyun Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Hıdırellez olacak, haberin olsun. Öptüm.
Etiketler:
gerçek hayattan alınmıştır,
kumbaracı50,
tiyatro tiyatro
21 Ocak 2014 Salı
~25
İnsan hissettiği yaştadır ya diye saçmalayarak yazıya başlayasım var ya neyse.
Nbr?
Gene bir "yazmaya başliim olmadı yayınlamam." hissiyle başladığım yazıya hoş geldin.
25 oldum.
Eşek kadar oldum anlayacağın.
Her doğum gününde bir önceki yaşıyla ilgili analiz yapan, şunları bunları yaptım raporu yazanlara ben bayılıyorum açıkçası.
Ben beceremiyorum.
Sadece dönüp 24e baktığımda aklıma ilk gelenler "yıla onsuz başlayıp mayısta kavuşma, kısacık da olsa 2 tatil, kısa süreli bir işsizlik ve yeni iş, yaz bunalımı, değişen arkadaş dengeleri, bol tiyatro, bol etkinlik, çok yürüyüş, biraz gerginlik, az biraz hayal kırıklığı, hep gülümseme."
Çok da kötü sayılmaz aslında ya.
2013e girerken 2012'nin son yazısı olarak şöyle bir paragraf paylaşmıştım:
Bu sene kendi adıma bunların hepsini diliyorum.
Eksiksiz!
:)
Kısa keseyim.
Bu yaşımda da beni yalnız bırakma rica ediyorum!
Öperim.
Nbr?
Gene bir "yazmaya başliim olmadı yayınlamam." hissiyle başladığım yazıya hoş geldin.
25 oldum.
Eşek kadar oldum anlayacağın.
Her doğum gününde bir önceki yaşıyla ilgili analiz yapan, şunları bunları yaptım raporu yazanlara ben bayılıyorum açıkçası.
Ben beceremiyorum.
Sadece dönüp 24e baktığımda aklıma ilk gelenler "yıla onsuz başlayıp mayısta kavuşma, kısacık da olsa 2 tatil, kısa süreli bir işsizlik ve yeni iş, yaz bunalımı, değişen arkadaş dengeleri, bol tiyatro, bol etkinlik, çok yürüyüş, biraz gerginlik, az biraz hayal kırıklığı, hep gülümseme."
Çok da kötü sayılmaz aslında ya.
2013e girerken 2012'nin son yazısı olarak şöyle bir paragraf paylaşmıştım:
Ne istiyorsan yapabildiğin, inanılmaz mutlu olduğun, sevdiğin herkesin her zaman yanında olduğu, kendini hiç yorgun hissetmediğin, zamanın sana yettiği, para sıkıntısı hiç çekmediğin, okulun ya da işinin tam istediğin gibi gittiği, hayatının aşkını bulduğun -hatta belki de evlendiğin-, istediğin her şeyi alabildiğin, izlemek istediğin her filmi ve oyunu izlediğin, tüm merak ettiğin kitapları okuduğun, bol bol gülümsediğin, alarmından önce kalkıp güne dinç başladığın, artık diğerlerini takmadığın, yalnız kalmaktan o kadar da korkmadığın, en kötü anlarda bile kalbinin sesinin susmadığı ve beyninle çakışmadığı, hiç üşemediğin, hiç sıcaktan bunalmadığın, gücün hep seninle olduğu eşsiz bir yıl diliyorum sana.Bir de bunca zamandır olduğu gibi 2013'de de beni yalnız bırakmamanı diliyorum.Öperim.
Bu sene kendi adıma bunların hepsini diliyorum.
Eksiksiz!
:)
Kısa keseyim.
Bu yaşımda da beni yalnız bırakma rica ediyorum!
Öperim.
29 Aralık 2013 Pazar
Benim de 2013 favorilerim var ya!
Nbr?
Gene sık sık yazı yazdığım bir döneme mi girdik nedir.
"Bu sene kesinlikle çok yazıcam"lı bir söz vermiyorum 2014 için. 5 senedir o sözü sürekli veriyorum, söz verdiğimle kalıyorum. Üzülüyorum.
Uzatmayacağım.
Makyaj bloglarını ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun.
2012 ve 2013 -ama özellikle 2013- makyaj konusunda zıvanadan çıktığım,abarttığım, çok çok alıp çok çok hüsrana uğradığım ama yılın son aylarına doğru bana uygun doğru ürünleri bulduğum bi yıl oldu.
Özellikle 2013de cilt tipi benzerliği, dürüst ürün tanıtımı ve benimle aynı zevklerde renk tonları kullanan makyaj bloggerı arkadaşları bulunca bana uymayan sadece takip etmek için takip ettiğim blogları eledim. Az değil ama öz olanlar kaldı anlayacağın.
Eee o kadar blogu da takip edip son günlerdeki "2013 favoriler"ini görünce de dedim ki "ben neden yazmıyorum lan?"
Bunu dememle gerçekten ayıldığım bayıldığım ürünleri fotoğraflamam 15dakikamı falan aldı sanırım.
Gene sık sık yazı yazdığım bir döneme mi girdik nedir.
"Bu sene kesinlikle çok yazıcam"lı bir söz vermiyorum 2014 için. 5 senedir o sözü sürekli veriyorum, söz verdiğimle kalıyorum. Üzülüyorum.
Uzatmayacağım.
Makyaj bloglarını ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun.
2012 ve 2013 -ama özellikle 2013- makyaj konusunda zıvanadan çıktığım,abarttığım, çok çok alıp çok çok hüsrana uğradığım ama yılın son aylarına doğru bana uygun doğru ürünleri bulduğum bi yıl oldu.
Özellikle 2013de cilt tipi benzerliği, dürüst ürün tanıtımı ve benimle aynı zevklerde renk tonları kullanan makyaj bloggerı arkadaşları bulunca bana uymayan sadece takip etmek için takip ettiğim blogları eledim. Az değil ama öz olanlar kaldı anlayacağın.
Eee o kadar blogu da takip edip son günlerdeki "2013 favoriler"ini görünce de dedim ki "ben neden yazmıyorum lan?"
Bunu dememle gerçekten ayıldığım bayıldığım ürünleri fotoğraflamam 15dakikamı falan aldı sanırım.
| Ben bunlara bayıldım ki! |
The Balm Nude Tude palet, indirim zamanına denk gelince alınıp sonrasında ayılıp bayılıp kullanılan bir palet oldu. Her gün far sürmesem de far sürmek istediğimde elimin gittiği palet oldu. Gölgeli ya da renk geçişli makyajlara yeni başlayan ya da iddialı renkler istemeyenler, çok para veremem abi diyenler için bence ideal bir palet. (Aklımda Urban Decay Naked'ler var. Onlar da benim olsunlar başka da bir şey istemem!)
Bu palet dışında Essence'in tekli farlarından 35numarayı çok kullandım. İnanılmaz güzel bir bronz. Elimden düşürüp kırınca da gidip aynısından tekrar aldım ama yeni aldığım eskisine göre daha altın tabanlı olduğunu gördüm. İyi ki kırıldı diye atmamışım diye kendimi teselli ediyorum.
Maybelline color tattooları bilmeyen yok. On and On Bronze rengi Essence 35 numaraya yakın. Gene de aldım. Bayıla bayıla kullanıyorum. Krem farım yok demem! :D
Avon supershock jel kalemlerinden blackberry ve golden fawn iyi ki almışım yedeklemişim dediğim kalemler. Genelde kataloglarda olmuyor. İndirim kataloglarında denk geliyor. Blackberry siyaha yakın kahvemsi içinde çok hafif mor ışıltılar bulunduran -belli olmuyor- tanımlayamadığım değişik bir kahve.
Golden fawn ise şahane bir şampanya.
Rimmel Scandaleyes kalem şahane bir aydınlık veren baz olarak da kullandığım tombik bir kalem.
Essence I love Extreme rimel, benim gibi rimele çok para vermeyi sevmeyenlerin koşarak denemesi gerektiğini düşündüğüm, 2.katta takma kirpik etkisi veren (en azından benim kirpiklerimde cidden öyle! ) bir rimel.
The Balm Put a Lid On It far bazı, bana uygun fiyatlı far bazı arayışımı bıraktıran far bazı oldu.
Golden Rose dipliner bana düzgün liner sürmeyi öğreten sanırım 5 paket rahatlıkla bitirdiğim ürün.
Maybelline jel eyeliner ise "hiç jel eyelinerım yok kesin almalıyım." diyip aldığım ama benim gibi diplinerın parlaklılığını seven birisi için ara ara çekmeceden çıkan bir güzel ürün.
Bu sene kendimi fondöten kullanırken buldum. 2 sene önce The Body Shop'tan oil free fondöteni alıp renginden ötürü bir kenara atıp "aman abi benim cilt sorunlu ne gerek var maceraya." diyip uzun süre fondötenlerden uzak kalıp sonrasında Maybelline'in Affinitone'larından bana en uygun rengi alıp bayıla bayıla kullandım. Ama baktım o da bir saatten sonra cildimde hem ağırlaşıyor hem de rengi dönüyor. Olacak gibi değil derken Garnier'in yağlı / karma ciltler için bb kremiyle tanıştım. Aşk yaşadık uzunca bir süre. Cildim minik minik sivilceler yapsa da ben ona suç bulamadım.(SPF -güne koruma faktörü- bana hiç iyi gelen bir şey değil ama ben kendimi kandırdım durdum.) Amaaa! Macten studio fix fluid alıp hüsrana uğrayınca dedim tamam Sed, bir daha içinde SPF olan hiçbir şeye elini sürmüyorsun. (Garnier bb kremi artık kullanmıyorum ama göstermezsem de olmazdı. Ara ara kullanıp bitirip ya da bitmeye yakın atmayı düşünüyorum.)
Boyner'de geçtiğimiz ay Clinique ürünlerinde indirim varken Anti Blemish serisinin fondötenine şans verdim. İyi ki de almışım! Zaten çok iyi yorumlar okumuştum.Orta kapatıcılıkta, yüzünde olduğunu bile unutturan, kokusuz, sivilce yapmayan, doğal duran fondöten budur arkadaşlar. Alın, ben kefilim! Daha da fondöten arayışına geçeceğimi sanmıyorum. :)
Sigma F80 hakkında söyleyebileceğim tek şey ise, AŞK <3 ahaha="">3>
Rimmel London Kate Moss serisinin kırmızı kaplı olanlarından 107 mat kırmızı ve 104 numaralı doğal tonları rujları sene başından beri soğuk günlerde elimden düşmüyor.
Maybelline 162 Feel Pink ise birtanecik Görkem'de görünce bayıldım koşarak aldım ve bu yazı resmen onunla geçirdim.
Bu arkadaşların önünde saygıyla eğilmek istiyorum öncelikle.
Aslında elimdeki Clinique ürünleriyle ilgili ayrı ayrı bir post yapsam olur!
Clinique hakkında senelerdir övgüler duyup inat edip almamalarım ayrı bir saçmalıktı. Bu yaz göçebe hayatı yaşadığım için Anti Blemish serisine şans verdim.Minik oldukları için çantaya atar giderim dedim. Minik boylarından oluşan set hem avantajlı hem de bereketli.Bittiklerinde koştum gene aldım. Köpük temizleyici için pek bir şey söyleyemiyorum nötrüm ona karşı ama tonik ve nemlendirici benim için 1 numaralar! Bittikçe alınacaklar listemin ilk sıralarındalar. Düzenli kullanımda inanılmaz güzel etki ettiler. Karma ve sivilceye meyilli hassas bir cildiniz varsa bu arkadaşlara da kefilim, alın! :)
Boyner anti blemish fondöteni alırken 2.üründe %50 indirim olduğu için tekrardan bu minik seti aldım.
Alışveriş esnasında satış danışmanı arkadaş 3 minik boy Pore Refining gözenek küçültücü serum attı çantama."Cilt bakımı rutininize, özellikle makyajdan önce bu ürünü kullanmaya özen gösterin, bana hak vereceksiniz." demişti. Haklıymış! Aşk yaşadığım bir ürün de bu. Elimdekiler bitince kesinlikle tam boyunu alacağım. Fondötenimden önce burnuma sürüyorum ve şalala! Şahane görünüm! :)
Sebamed'in sivilce düzgünleştiricisi zımbırtısı ise çok koyu renkli diyip kenara atmıştım. Ama minicik sürüp parmakla dağıtınca çok şahane bir ürün olduğunu gördüm. :)
Neutrogena tek adımda makyaj temizleyici ise "neden bu kadar az ml'sin" dedirtiyor. Gerçekten 2 pompa ürünle tüm makyajımı temizliyorum. Göz makyajımda dahil! Çooooook ağır bir makyaj yaptığımda 1 pompa daha elime sıkıp tekrar yüzümden geçebiliyorum bazen ama ben çok seviyorum bu ürünü 4. ya da 5.şişemdeyim.
Escada Cherry in the air koşarak gidip aldığım, bana meyve kokularını sevdiren parfümüm. Gucci Flora ise hayatımın aşkı olan sıkmalara kıyamadığım parfüm. Hafızım hediyesi olması da ayrı bir özellik katıyor.
Tırnak bakımına gelince ben Kalyon markasının ürünlerini tek geçiyorum.
Gün aşırı oje değiştiren birisi olarak ojelerimin altına mutlaka baz bir oje sürüyorum. Kışın elim hep koyu renklere gidiyor.
Tırnak eti yağı ve oje kurutusu spreyi ise bittikçe alınacak ürünlerimden.
Flormarın ekstra parlaklık veren ojesi benim için yeterli bir top coat olduğundan daha pahalı ürünleri almaya elim pek gitmiyor açıkçası. Zaten dediğim gibi gün aşırı oje değiştirdiğim için ojelerimde bir bozulma olmuyor ama bazen bazı günlerde ve durumlar ojelerime ekstra dikkat ettiğimde kesinlikle bir kat sürüyorum.
Benim 2013de en çok elimin gittiği ürünlerim bunlar.
Biraz uzatmış, seni biraz sıkmış, gereksiz ayrıntılarla seni boğmuş olabilirim ama bir makyaj blogu değilim ve saçmalamayı seviyorum biliyorsun ki.
Kullandıklarım arasında seninde kullandığın ve sevdiğin ya da "Sed x'i seviyorsan y'yi de seversin kesin dene!" dediğin varsa bana yaz lütfen.
Öpüyorum.
Şimdiden iyi haftalar!
Etiketler:
avon,
cilt bakımı,
clinique,
kalyon,
kozmetik,
makyaj,
rimmel london
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
