22 Aralık 2010 Çarşamba

Blogum 2.yaşını kutluyor! (:

Blogumun 2.yaşı olmuş vay be diyorum sayın seyirciler. Nice beraber 2.yaşlara o zaman. (:

Yeni işe başladığımdan beri burayı fazla boşladım. Bendeki şans işte, işe başladığımın 2.günü bir kampanya başlattık. Sadece 2 gün geçerli olan kampanya yüzünden telefonlar kitlendi. Hala daha o kampanya ile gelen öğrencilerle ilgileniyorum. Yoğunluk ki ne yoğunluk. Eve geldiğimde üstümü çıkarmak bile bazen eziyet haline gelebiliyor.

Çalıştığım yerden bahsetmem gerekiyor gibi hissediyorum. Bir kaç kurumsal sorun dışında inanılmaz eğlendiğim bir yer.
Bütik bir dershane ile dil okulu aynı çatı altında. ( Firma isimlerini vermeye gerek görmüyorum. Butik dershanemizin fiyatının uçubik olduğunu düşündüğüm için)
Ben -bir önceki yazımda bahsetmiştim sanırım - dil okulundayım. Yabancı hocalar, yetişkin öğrenciler ve kuzenimle gayet iyi bir ortamamımız var. Kuzenimle tabii ki iş zamanı profesyonelliği elden bırakmıyoruz, kuzen olduğumuzu kimseye hissettirmiyoruz.

Bir de öğretmenlerimiz ve çalışanlarımız var kii SÜPERLER !

Olası bir takip edilme durumuna önlem olarak isimlerini yazmayacağım.
Mesela çıtır kendisi dershane kısmının eğitim danışmanı, çok tatlı bir hatun.
Sonrasında Ali Ağaoğlu kıvamında "yaptım olacak" mottosunu benimsemiş br coğrafya hocamız var hmmm ona da geoit diyelim.
Fizikçimiz var bi tane sürekli, "Allah onunda belasını kaldırsın." diyo komik bir ses tonuyla ( şimdi size böyle diyince komik gelmemiştir ama biz cidden gülüyoruz. Komik çünkü lan ! ) onabay fizik diyebiliriz.
Çılgın bir kimyacımız, tonton bir edebiyatçımız, sayısını hala çözmediğim matematik hocalarımız, sessiz sakin bir tarihçimiz, ingilizce hocalarımız derken baya bir kalabalığız aslında. Hepsine tek tek nick vermeye çok üşendim be. Konu onlara gelirse nick verip anlatırım.

He bir de her an yanımda olan Sev var ki o olmasa zaten burayı hiç çekebileceğimi sanmıyorum.

Size, "olm burada bi hoca var dibim düşüyor ya çok tatlı." demeyi çok isterdim. Belki düne kadar derdim -evet beğendiğim, ayılıp bayıldığım biri vardı- sonrasında ufak bir silkelenme ile kendime geldim. Her ne kadar beğenmiş olsam da sevgilisi var. Kendimi hatunun yerine koyunca dedim lan sed tamam saçmalama.
Hem zaten burada duygusal ilişkilere yer yok.
İzin olsa da adam akıllı kimse yok.
Tamam benimkisi göz tiryakiliği ama işte. Neyse. Bögüğ. Şansıma edeyim. :(

Blogun 2.yaşı için yazı girmeye yeltenip anca bu kadar saçmalanabilir bence.
Tamam susuyorum ve işimin başına dönüyorum.


p.s . ilim irfan yuvasında çalıştığımdan mıdır nedir, bir sakinlik bir sukunet indi bana. Hayırlara vesile.


öpcükler. Sed.

2 Aralık 2010 Perşembe

oldu oldu ! (:

Pazartesi günkü yazımda bahsetmiştim iş görüşmesinden. Heh işte haber geldi ve o iş oldu. Bir dil okulunda eğitim danışmanlığı. Oradan bakılınca çok havalı di mi ? Ya da benim beceremeyeceğim tarzda bir iş gibi gözüküyor sanırım. Ama yok sandığınız gibi değil. Tam da cuk diye bana oturan, yapabileceğim bir iş.
Bugün gerekli evrakları toparladım. Bir tane eksiğim kaldı; sabıka kaydı. Onu da yarın halledeceğim bugün inanılmaz yoruldum gidemedim.
Yarın, ctesi ve pazar da şimdi ki işime devam edicem. Onları birden pat diye bırakmak olmazdı. Pazartesi de yeni iş. Hiç dinlenmeden. Neyse artık.

Yeni bir iş, yeni bir aşk...
diye devam ediyordu di mi şarkı ? İş kısmı tamam bir de aşk kısmını da tamamlarsam süper olacak sanırım.


29 Kasım 2010 Pazartesi

pazarteesi

Fazla boşladım buraları dimi ?
Kendimce sebeplerim var ama. Vallahi.
Öncelikle iş güç cidden yorucu geçiyor. Bu tanıtım olayları, her gün başka bir yerde olmacalar falan eğlenceli olabildiği kadar yorucu da olabiliyormuş.
Hiç bir değişiklik yok hayatımda.
Hatta yaptığım şeyler bile o kadar monoton ki.
Yorgun olmadığım zamanlar kitap okuyorum biraz daha iyi olduğumda film izliyorum.
Mesaj attığım insanlar aynı.
Vakitsizlikten resmen sadece iş arkadaşlarımla telefon görüşmesi yapıyorum.
İlk tanıştığım zamanlar kendi depresyonumla kafasını şişirdiğim süper sonik adamın benden kaçmasını izliyorum bir de. "özel bir arkadaşım."

Bugünün olayı ise iş görüşmesine gidicek olmam. Eğer olursa bu iş süper olur diye düşünüyorum. Hadi bakalım hayırlısı.

Daha az yorgun, daha çok yazmaya değer şeyler olduğunda döneceğim.

Herkese iyi haftalar.! (:

4 Kasım 2010 Perşembe

David Nicholls - Bir Gün.


Blog'ta hiç öyle okuduğum kitaplarla ilgili yazı girmedim. Ama bu kitapla ilgili bir kaç satır bir şeyler paylaşmazsam haksızlık edeceğimi düşündüm.
Kitapçılarda ömrümü geçirebilecek bir potansiyel var ben de kitap almasam bile onca kitabın arasında girip huzur bulup geri çıkıyorum. Benim de meditasyon şeklim bu sanırım. Bu kitabı almadan önce hiç bir bilgim hakkında okuduğum en ufak bir yazı bile yoktu. Kitapçı amcanın şu sıra çok sattığını söylemesi üzerine atlamış bulundum. En fazla iş seyahatinde canım sıkıldıkça bakarım diyordum ki kitap beni alıp götürdü. Ya ben psikolojik olarak iyi değilim ya da bu kitap cidden fazla duygusal. Neyse bu kadar "ben" yeter kitap hakkında konuşayım.

Emma ve Dexter üniversiteden mezun oldukları gece tanışıyorlar ve sabah ikisinin de gideceği yol bambaşkadır. Emma biraz daha idealist ama tam olarak ne yapmak istediğini bilmeyen; mutsuzluktan mutlu olan kızımız. Dexter ise kendini bulabilmek adına ülke ülke dolaşacağını söyleyen uçarı oğlumuz.
olaylar 1988 Temmuzunda başlıyor ve 2007 Temmuzuna kadar devam ediyor. Her yılla ilgili sadece bir gün anlatılıyor : 15 Temmuz. olay örgüsü o kadar hoş ki 1 senelik boşlukta neler olduğunu anlatan ufak ipucular veriyor yazar. (devamı için okuyun aaa. )
Kitabın kalınlığına, aşk romanı diye görüntüsüne aldanmayın su gibi akıp gidiyor.
Geç kalmışlıkların insanların kafasına ne kadar sonra dank ettiğinin, hayatı hep 20li yaşlardan ibaret sandığımızın ama aslında öyle olmadığını çat diye yüzünüze vuran bir kitap. İçimizden gelenleri yaparken bencilliğimizin nelere mal olduğunu, bazen de içimizden gelenleri yapmak için ne kadar geç kaldığımızı gösteriyor.

Bu kadar konuşma yeter sanırım. Okursanız bir şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum.

"Bütün hayatınızı, aradığınızın tam önünüzde olduğunu fark etmeden yaşabilirsiniz."

2 Kasım 2010 Salı

ölmedim !

Az daha yazmasam bir ayı deviriyormuşum lan.

Selamlar efenim. İş-güç, iş seyahati derken buraları ve twitteri fazlasıyla boşladığımın farkındayım. Aslına bakarsak hayatı boşladım desem yalan olmaz sanırım. İş için gittiğim Ankara ( ki üzgünüm ama beğenemedim Ankara'yı, 7.caddesi hoştu sadece.) ve İzmir ( İzmir ! Yazın kesinlikle gideceğim hatta ileri ki yıllarda yaşayacağım yer ! ) kafamın dağılmasına sebep oldu. Eh iyi de oldu. Resimlerle anlatmak isterdim Ankara ve İzmir'de yaşadıklarımı lakin iş için o kadar çok fotoğrafım çekildi ki (hayır sandığınız gibi değil poz vermedim, modellik yapmadım.) ekstradan fotoğraf çekmek benim için eziyet gibi geldi. (Depresyondan kurtulamadığımın göstergesi sanırım bu)

İzmir'de olan İzmir'de kalır ayrıca.

Kafamı ve kelimeleri toparladığım anda tekrar olmam gereken yerde, burada olacağım.

Herkese iyi haftalar ! (: